The Beach Bum

The Beach Bum
Varoluşumuzun floresan fâniliğinin karşısına geçmiş keyif çatıyor, önüne sere serpe uzanan dünyevi manzaranın tüm nektarını içmekten sarhoş bir baldırı çıplak. Yerküreyle frekansı tutturduğu gibi onun devir müziğine tempo tutuyor. Ödev ve sorumluluk bilincinden azade, tasma tanımayan, kendi şansını kendi yaratan bu şanslı köpek. Tabakhaneye bok yetiştirenden, kendiyle bozandan, her daim meşgul olandan ne fayda diyor. Doğana ayak uyduracaksın, topluma değil. İnsan tasasının istese de kirletemeyeceği hakikatlerin meyvesi olmak varken şöleni eziyete çevirmek niye. Varılacak bir durak bilmiyorken hem de. Geçiyoruz, akıyoruz, süreden ibaretiz, güneşte unutulmuş nefis bir dondurma ömrümüz. Tütüyor ot parmaklarının arasında, çektiği nefes kanını kaynatıyor.

Fourteen

Fourteen
İnsan etkileşimlerinin Giza Piramitleri, üst üste konan ilişkiler ve talihsiz yakınlıkların nekropolleri. Hayat boyu minnettar kalınan bir refakatin günlük tarihinden acıyan çapraz kesitler. New York'lu eleştirmen sinemacı Dan Sallitt'in filmi konu ettiği genç yetişkin arkadaşlığın mental kompleksini modern yaşamlarımızın aczinde yaraya parmak basarcasına aktüelleştiriyor. Arkadaşlık mercek işlevi görüyor bu tahlilde, odağınaysa derin bir motivasyon eksikliğini alıyor.

Avengers: Endgame

Avengers: Endgame
Daha geçen Kopenhag'ın Uluslararası Belgesel Festivali CPH:DOX'ta bir konferansta, bugün sinemaya gitme deneyimini Amerikan süper kahraman filmleri ayakta tutuyor diyen Nicolas Winding Refn geliyor aklıma. Bu filmlerden sorumlu sinema endüstrisinin kitleleri yatıştıran statükocu ideolojisinden tiksiniyor olsam da durumun bu olduğunu görmezden gelmiyorum. Onları izlemek için sinemaya gidip bilet kestirdiğimde hasılatlarına katkı yaptığımı ve böylece kapitalist düzene boyun eğdiğimi de bilmiyor değilim. Paradoksu kardeşlerimle bir araya gelip bu filmlerin ücretlerini aile saatlerine bozdurarak yeniyor ya da yendiğimi sanıyorum kendi adıma. Marvel sinematik evreni şahidimdir.