Sevdiğim Performanslar: Aaron Stanford, The Cake Eaters

Şöyle bir sıkıntıdan siz de muzdarip misiniz bilmiyorum, ama mesela daha önce haberdar olmayıp bir dinlemeyle kendimi kaptırdığım, bir başka frekansta iletişime geçtiğim şarkılar için hemen sanatçının diskografisini karıştırıp aynı etkiyi alabileceğim başka parçalar var mı heyecanına kapılıyorum. Daha az önce keşfettiğim cevherin keyfine varamadan. Sonuç çoğunlukla hayalkırıklığı oluyor. Filmler, oyunculuklar mevzu olduğunda iş daha da çetrefil. Bu sefer sindireceğiniz eserler üç beş dakikalık işitme süreçlerinden çok daha fazlasını talep ediyor. Bir aktörü ele alalım, bazen sadece bir performans değil, oyuncunun mevcudiyeti sizi sarıp götürüyor. İşte o zaman ufak bi' filmografi keşfine çıkılıyor, bilinen ama onun varlığını içerdiği için şaşırılan işlerle karşılaşılıyor vesaire. Tatlı başlayan arayış bir bunaltıya, "yok bu sadakatı gösteremeyeceğim" baskısına dönüşüyor. Üzerine notlar alınan filmografi, "bir başka bahara" son sözüyle rafa kalkıyor.

Geç keşfettiğime kanaat getirdiğim Aaron Stanford için bir gece yarısı gelen ivedi sevgim böyle bir gebelik yaşadı. 2000'de üvey annesine âşık on beş yaşında bir genci canlandırdığı büyüme hikâyesi Tadpole'da oyunculuk kariyerini başlatan Stanford, Sigourney Weaver'ın rol arkadaşı olmuştu. Oyuncunun erken serpilmiş genç delikanlı Oscar rolündeki performansı her daim bir sonraki popüler ismini arayan furyanın dikkat kesilmesini sağladı. Böylece Aaron Stanford yirmi altı yaşında, Woody Allen'ın Hollywood Ending'inin kadrosuna katılıverdi. Ufacık bir roldü belki ama oyuncunun popülaritesine katkı sağladı. Aynı yıl Spike Lee'nin Edward Norton'lı 25th Hour'ında da yine küçük bir rolde karşımıza çıktı. Hemen ardından kaçınılmaz olan gerçekleşti ve Stanford bir süper kahraman film serisi için imza attı. Onu 2003'te X-Men 2, 2006'da ise X-Men: The Last Stand'de Pyro olarak izledik.
Oyuncu 2002'de Variety'nin "İzlenesi 10 Aktör" seçkisinde yerini almış, Nisan 2003'te Details'in "Yeni Büyük Şey" olma ihtimali yüksek on aktöründen biri olarak gösterilmişti. Son yıllarda Nikita ve 12 Monkeys gibi televizyon dizilerinde kariyerini sürdüren Stanford'ın beklenen patlamayı yapamadığı aşikâr. Ama bundan sonra belki o ilk gençlik ve yakışıklılığıyla değil de oyunculuğuyla yeniden doğar kim bilir.

Benim unutmak istemeyip, kayda geçtiğim hali ise hep Beagle olarak kalacak. Çok sevdiğim performansları övmekte zorlanıyorum. Hissettiklerime dair kafamdaki resmi dillendirebilmek hiç kolay değil. Ama sanırım ben zaaflarıma konuşan işleri seviyorum. The Cake Eaters'daki Aaron Stanford da sevdiğim bir romanın altını çizdiğim cümleleri gibi. Bakışıyla, sevgisiyle, desteğiyle, yaralılığıyla, kaybettikleri ve umuduyla içime dokunan, hayatına ortak olmak isteyeceğim bir yalnızın portresi bu. Kusursuz bir gösterişsizlik, karakterin içine yerleşip yaşanmış bir oyunculuk.

Yorum Gönder