Hacksaw Ridge

Mel Gibson'ın bir yönetmen olarak Braveheart, The Passion of the Christ ve Apocalypto ile öne çıkan benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var filmografisini bir an düşünmek bile adamın filmlerinde incelik aramanın abes olacağını anlamak için yeterli. Yine, silah ateşlemeden kahraman ilan edilmiş, ABD'nin Şeref Madalyası ile ödüllendirilen ilk ve tek vicdani retçi, pasifist askeri Desmond Doss'un hikâyesini beyazperdeye taşımak için şiddeti bir sanat formu olarak işlemeyi bellemiş Gibson'ın doğru bir tercih olup olmadığı da tartışmaya açık. Fakat bu kişisel menfaatlerden arınmış, saf (hatta aval) ülkücülük egzersizli biyografik savaş filmi geleneksel hikâye anlatımını lehine çevirmeyi başararak eski kafalı bir cazibe ediniyor kendine. Gibson malzemesini romantize ediyor mu, ediyor, arada vaaz veriyor mu, veriyor, fakat bir şeyin gayet farkında: savaşın insanlığın bir gerçeği olduğunun ve muharebe alanında işin önünde sonunda ya yaşarsın ya ölürsüne dayandığının. Öyle ki bu farkındalık ile beraber burada resmedilen insanların akli ve ahlaki tutumlarının basitliği artık bir eleştiri meselesi olmaktan çıkıyor ve üzerine düşünülmesi gereken vakalara dönüşüyor. Vatanperverliğin bu iman, irade ve itikat timsali mukaddes hâlleri normalde beni çileden çıkarırdı, ama burada açık yara çiğliğinde çarpıcı bir sahicilik var. Hacksaw Ridge Gibson standartlarına göre mümkün olduğunca az propaganda ve ajitasyonu, iyi zamanlanmış isabetli mizahı ve duygusallığı, ve savaş karşıtı bir adamın öyküsünü bir savaş cehennemi içinde anlatmaya girişme cüreti ile kazandı beni. Şu da var, inanç bir kurtuluş ifadesi olarak ne kadar dile getirilirse getirilsin, din ile şiddetin kardeş gibiliği, sanki biri olmadan diğerinin olamayacaklığı burada da ister istemez su yüzüne çıkıyor. Anlayana...

Yönetmen: Mel Gibson
Yıl: 2016
Süre: 139 dk
Oyuncular: Andrew Garfield, Hugo Weaving, Teresa Palmer, Vince Vaughn, Sam Worthington, Luke Bracey

4 yorum