2017'nin Merakla Beklediğim 50 Filmi

Doğru, 2016 ödül sezonunun kıçına tekmeyi daha yeni bastık. Ama bu, ufukta görünen yeni filmler için hâllenmemize bir engel değil. Geçtiğimiz yıl buna benzer bir derlemeyi Cannes Film Festivali seçkisi açıklandıktan sonra yapmıştım. Bu yıl daha sabırsızım galiba. Belki 2016'nın üzerimize sülük gibi yapışmışlığı hissinden kurtulmak içindir. Aşağıda yutması kolay ufak kapsül tanıtımlar hâlinde 2017'nin merakla beklediğim 50 filmini alfabetik sıraya dizdim. Herkese yetecek kadar var, seçin beğenin alın.
2017, bilimkurgu efsaneleri Alien ve Blade Runner'ın yeni filmleriyle Ridley Scott'a işveli bakışlar atıyor. Yılın adamın kariyerinin canına susamış bir femme fatale olup olmadığını hep beraber göreceğiz. Blade Runner 2049 için yapımcı pozisyonunda Scott, Alien: Covenant'ta Alien serisine Prometheus ile başlattığı öncü üçlemenin ikinci adımını atıyor. Koloni kurmak için yeni cennetler arayışına çıkmış bir grup biliminsanını serinin ikonik yaratıklarıyla dehşetengiz bir mücadele içinde izleyeceğiz.

Danny Boyle bilimkurguları 28 Days Later... ve Sunshine'ın senaryosunu yazan Alex Garland iki yıl önce ilk filmi Ex Machina ile dikkatleri üzerine çekmişti. Senarist yönetmen şimdi daha büyük bir prodüksiyon ile Natalie Portman, Oscar Isaac, Jennifer Jason Leigh ve Tessa Thompson'ı kadrosuna katıp gişe imhasına geliyor. Annihilation'da gözler doğa kanunlarının işlemediği tehlikeli bir yere keşif gezisine çıkan bir biyoloğun üzerinde olacak.

Yıla Sundance'ten armağan Beach Rats yeniyetmenin alışılagelmiş kabuk kırma hikâyelerinden biri gibi duruyor. Brooklyn sahillerinde gayesiz takılan plaj faresi delikanlılardan birini cinsel kimlik sorunsalıyla kıyıya vura vura büyürken göreceğiz belli ki.

Lost in Translation'ın Oscar adayı yönetmeni Sofia Copolla üçüncü filmi Marie Antoinette'ten 11 yıl sonra tekrar kostümlü dönem draması sularında yüzmeye geliyor. Bir hareme girip cinsel tansiyon ve rekabet gibi azılı hastalıklar bulaştıran bir erkek sinekten dem vuracak The Beguiled. Harem Nicole Kidman ve Kirsten Dunst'ın başı çektiği bir kızlar okulu, erkek sinek ise Amerikan İç Savaşının yaraladığı yakışıklı bir asker (Colin Farrell) oluyor.

Denis Villeneuve Arrival ile hafif dambıl bilimkurgu ısınmasının ardından Blade Runner 2049 ile iddialı bir ağırlıkta bench press'e girişiyor. Fragmanın görselliği mest ediyor etmesine ama zaten Villeneuve filmlerinin bu yönde başarılarına alışığız. Önemli olan iç güzellik. İlk filmde yaşananların otuz yıl sonrasında geçen bu yeni bıçak sırtı macerada zabıtamız Ryan Gosling olacak.

Luca Guadagnino A Bigger Splash'ten sonra hiç hız kesmeden yaza ait bir başka kalp çarpıntısı ile geliyor. Andre Aciman'ın aynı adlı romanından uyarlanan yapım Sundance Film Festivalinden ödülsüz ayrıldı belki, ama o gün bugündür eleştirmenlerin gönlüne taht kurmuş durumda. İtalyan rivierasında on yedi yaşında uyanan bir eşcinsel aşkın ve onun yıllara yayılan duygulanımlarının hikâyesi buradaki. Bir tarafta Armie Hammer'ı Clint Eastwood'un muhafazakâr vizyonsuzluğunda boğulmuş J. Edgar'ından sonra şöyle ağız tadıyla hakkını verebileceği bir eşcinsel rolde tekrar izleyecek olmanın heyecanı, diğer tarafta filmin genç yıldızı Timothée Chalamet'in performansı için düzülen methiyelerin verdiği merak. Küt küt atıyor kalbim, bitmedi gitti şu harbim, liseli gayler gibi pır pır, uykusuuuz gecelereee... anladınız.

Polisiye romanların kraliçesi Agatha Christie otobiyografisinde Crooked House'un (bize Çarpık Evdeki Cesetler ismiyle çevrildi) en sevdiği iki kitabından biri olduğunu söyler (diğeri Ordeal by Innocence). Külliyatını hatmetmiş fanatik bir okur olarak benim de favorilerimden biridir bu ürpertici, enfes roman. Christie aile içi cinai gizemlerin çözüldüğü pek çok roman yazmıştır ama içlerinde belki de en hakikisi, en can alıcısı budur. Daha önce film uyarlaması yapılmamış nadir Agatha Christie eserlerinden biri olduğunu da not düşeyim. İlki bizim zamanımıza denk gelmiş oluyor böylece. Yönetmenin ismi pek heyecan yaratmasa da Glenn Close, Terence Stamp, Christina Hendricks ve Gillian Anderson'lı kadro umut vadediyor.

1948 doğumlu efsane kadın yönetmen Claire Denis'nin hâlâ aktif hâlâ formunda oluşu sinema için bir lütuf. Denis, Juliette Binoche ve Gérard Depardieu'yu bir araya getirecek gözü pek yeni projesinde Roland Barthes'ın arzu anatomisine girişen leziz kitabı Bir Aşk Söyleminden Parçalar'ı sinemaya uyarlıyor. 

Gary Oldman'ın Winston Churchill makyajıyla ses getiren Darkest Hour, Pride & Prejudice, Atonement ve Anna Karenina gibi saygıdeğer sinema uyarlamalarının yönetmeni Joe Wright'ın ilk tarihi biyografi projesi. Kadrosunda John Hurt, Ben Mendelsohn, Kristin Scott Thomas gibi önemli isimleri barındıran film 2. Dünya Savaşının ilk zamanlarında yaşananları İngiliz perspektifinden anlatacak.

Kendisine It's Only the End of the World sebebiyle burun kıvırdığımız Xavier Dolan'ın yeni filminin bir uyarlama olmaması güzel haber. Adolesan, eksik, tekrara kaçan, ne derseniz deyin Dolan'ın vizyonunu enjekte edip çekinmesizce kendinin yapabildiği her film ona has gösterişli bir sinemasal hevesle ışıldıyor. Popüler yönetmenin Amerikan bir film yıldızının başına gelenleri anlatacak bu yeni projesi için topladığı heyecan verici ekibe de ayrı bir yer açmak lazım: Kit Harington, Jessica Chastain, Susan Sarandon, Kathy Bates, Natalie Portman, Jacob Trembley, Thandie Newton, Ben Schnetzer ve dahası...

Üzerine ismi yazılan herkesi öldüren bir defterin zeki bir lise talebesinin elinde korkunç bir silaha dönüşmesini anlatan çok satan manga serisi, 2006'da Japon TVlerinde yayınlanıp dünya çapında ses getiren bir anime adaptasyona da kavuşmuştu. Şimdi hikâyenin bu ilk Amerikan live-action uyarlaması, You're Next ve The Guest gibi filmleriyle kendine hayran bırakıp son Blair Witch rezilliğiyle takipçilerinde büyük bir hayalkırıklığı yaşatan Adam Wingard'ın ellerinde. 

Son filmi Nebraska'dan 4 yıl sonra Alexander Payne daha fazla özletmeden enteresan bir hikâyeyle geliyor. Konusunu ilk okuduğumda bana Charlie Kaufman ile Spike Jonze arası bir yerde duruyormuş gibi gelen bu hicivde ben ufalırsam dertlerim de ufalır diyen bir adamla tanışıyoruz. Oyuncu kadrosu da yönetmenin yine keyifli bir ensemble oyunu çıkaracağının sinyallerini veriyor: Matt Damon, Kristen Wiig, Christoph Waltz, Alec Baldwin, Neil Patrick Harris, Jason Sudeikis, Margo Martindale...

Pek çok sinemasever 2017'yi Christopher Nolan'ın yeni filmi için iple çekiyordu. Yönetmenin, bu en deneysel filmim farklı zamansal perspektifler ihtiva ediyor gibi ifadeler içeren ver coşkuyu açıklamaları zaten yüksek olan beklentiyi iyice yükseltti. Nolan'ın bu bombastik 2. Dünya Savaşı epiğinde Tom Hardy, Cillian Murphy, Mark Rylance ve ilk oyunculuk deneyiminde One Direction solisti Harry Styles'ı seyredeceğiz.

2013'te Gloria ile Berlin Film Festivalinden Ekümenik Jüri Ödülü alıp başrol oyuncusu Paulina García'ya muhteşem performansı için Gümüş Ayı kazandıran Şilili yönetmen Sebastián Lelio bu sefer kuir bir hikâye ile karşımızda. Yönetmen bu yıl yine Berlinale'deydi ve yine ödülsüz dönmedi. Ana yarışı Gümüş Ayı - En İyi Senaryo ödülü ile tamamlayan A Fantastic Woman festivalin LGBT temalı filmleri ödüllendiren yandalı Teddy'nin de galibi oldu. Film yaşlı erkek arkadaşı sizlere ömür gece kulübü şarkıcısı transseksüel Marina'nın başına gelenleri anlatıyor.

Annette Bening ve Jamie Bell'i bir May-December romantik çifti olarak izleyecek olmak bile bu adı uzun filmi iple çekmek için yeterli bir sebep benim için. Bening'in kariyer zirvelerinden birine Being Julia'da bir aktrisi oynayarak ulaştığını da hatırlayınca burada canlandıracağı Hollywood yıldızı performansı için beklentim her geçen gün daha da artıyor.

Taze Oscarlı Casey Affleck ve Rooney Mara'ya bu yıl David Lowery'nin yeni filminde tekrar bir arada rastlayacağız. İkiliyi 4 yıl önce yine aynı yönetmenin Ain't Them Bodies Saints'inde izlemiştik. 2017 Sundance'inin bol övgülü ama ödülsüz bu bir başka filmi adı üstünde bir hayalet hikâyesi anlatıyor. Film öncesinde hakkında çok şey okumak/görmek istemediğim için daha fazlasını bilmiyorum ama eğer hayalet rolü mermer beyazı tenli Rooney Mara'ya verilmişse bir casting harikasıyla karşılaşmak üzere olabiliriz.  

Sundance - Berlinale rotasında hayranlar edinen bir ilk film God's Own Country. İngiliz çiftçi ve Roman göçmen işçinin toprak kokan gönül macerasının yılın dikkat çekici LGBT işlerinden biri olması kuvvetle muhtemel.

Yılın popüler gişe gardiyanlarını görmezden gelmek olmaz. Genel olarak devam filmleriyle aram pek iyi olmamasına rağmen Marvel'in pek eğlenceli ilk filminin ilgi çekici karakterlerini ve evren yaratma meziyetlerini bu yeni serüvende nereye taşıyacağını merak ediyorum.

Michael Haneke ve Isabelle Huppert yeniden güçlerini birleştiriyor. Mülteci krizi arkaplanlı bu aile dramasını Haneke kim bilir yine nasıl harikulade kötücül işleyip biz müritlerine bilek kestirecek bakalım. 

Aslında geçen sene için bekliyorduk Hedwig and the Angry Inch ve Shortbus gibi eşsiz şaheserlerin yönetmeni John Cameron Mitchell'in bu yeni filmini. Bu yıla kısmetmiş. How to Talk to Girls at Parties'de Nicole Kidman galaksi turu yapan sürüden ayrılıp Londra banliyölerine düşen bir uzaylıyı oynayacak.

Hey hey, ne çok eşcinsel plaj faresi var bu yıl... Yine Sundance'ten bir başka LGBT temalı seyirlik. Bu seferkinin kalbinde filoloji var. Bir dilbilimci Zikril (kurmaca) dilini bilen son iki insanı buluşturuyor. 50 yıldır iletişim kurmamış bu adamlar ölmek üzere olan bir dilde hayal kurarlarken geçmişten bir sır da su yüzüne çıkıyor.

2. Dünya Savaşı Hiroşima'sından savaş zamanı gündelik hayatlar anlatan bu acı tatlı sevimlilik Japonya'da geçtiğimiz yılın en çok beğenilen animasyon filmlerinden biri oldu. Şimdi dünyanın geri kalanının kalbini çalmak için yolda.

Arnaud Desplechin'in bir önceki filmi My Golden Days daha ilk on dakikasında boynuma ip geçirmeye kalkışınca salonu derhâl terketmiştim. Sonradan afet bölgesinden aldığım haberlere göre çok da doğru yapmışım. Şimdi yine bir Desplechin filmiyle neden mi ilgileniyorum? Çünkü kadroda Marion Cotillard ve favori kadın oyuncularımdan Charlotte Gainsbourg var. Gainsbourg'un Cotillard ile olası actressing mücadelesini merakla bekliyorum çünkü Ismael's Ghosts film içinde film trüğünü kullanacağa benziyor.

Geçtiğimiz yıl Krisha ile çarpıcı bir ilk filme imza atan Trey Edward Shults orada aile dramına enteresan bir korku filmi estetiği kazandırmıştı. Genç yönetmen bu sefer direkt son dönemde The Babadook, It Follows gibi yeni soluklar kazanan korku sinemasına yöneliyor. Dünya doğa dışı bir tehdit ile dehşete düşmüşken ıssızlarda bir evde güvende yaşayan bir ailenin düzeni yardım isteyen bir başka ailenin ortaya çıkışıyla bozuluyor.

Kaçık Yunan Yorgos Lanthimos The Lobster ile gelen uluslararası ilgiden memnun ki İngilizce film çekmeye devam ediyor. Bakalım bizi bu sefer nasıl dâhiyane kafadan kontaklıklar bekliyor. Colin Farrell ve Nicole Kidman'lı film başarılı bir cerrah ile düzeni bozuk bir aile arasında yaşanan beklenmedik gelişmeleri anlatacakmış.

2015'in sürpriz casus eğlenceliği Kingsman: The Secret Service Matthew Vaughn'un matrak, serseri mayın filmografisinin son harikasıydı. Gişede yüzler gülünce devam filmi kaçınılmaz oldu tabii. Taron Egerton'u Eggsy rolünde tekrar izleyecek olmak yumurtalıklarımı gıdıklıyor. Colin Firth'ün janti Harry'si de dönüyormuş hem. Parti var.

Cate Blanchett'in 13 farklı karakteri canlandırıp 12 sanatçı bildirisi nakledeceği Manifesto oyuncunun bir aktris olarak yarı-tanrıçalığının manifestosuna da dönüşebilir diye bekliyoruz biz actressexual'lar.

Arrietty ve When Marnie Was There'in yönetmenliğini yapıp pek çok Miyazaki harikasının animasyon departmanında çalışmış Hiromasa Yonebayashi Studio Ghibli'den ayrılan bir ekip tarafından 2015 yılında kurulan Studio Ponoc'un ilk filmine imza atıyor. Daha geçenlerde Hayao Miyazaki'nin yeni bir uzun metraj animasyon film üzerine çalıştığını öğrenip Studio Ghibli'nin kapanış dedikodularını bir süreliğine daha savuşturduğumuza göre benzer çizgilerle pek can kardeş duran Studio Ponoc'un ilk filmini de sevgiyle kucaklayacağız. Bakalım Yonebayashi'nin cadılı masalı Miyazaki'nin Kiki'si kadar şeker olacak mı?

Geçtiğimiz yıl sevgili olarak yakıştırmaya gayret ettiğimiz çiçeği burunlarında Darren Aronosfky - Jennifer Lawrence çifti ilişkilerinin ilk meyvesini bir film olarak vermek üzere. Jennifer Lawrence, Javier Bardem, Michelle Pfeiffer ve Domhnall Gleeson kuartetli bu gizemli dramada davetsiz misafirler yüzünden huzurları kaçan bir çiftle tanışacağız. İşte annemle babamın yılın en iyi kendini iyi hisset filmi diye nitelendirecekleri bir film!

Of of, yine bir 2. Dünya Savaşı anlatısı. Bu seferki savaş sonrasını anlatıyor gerçi. Mudbound'da eve dönen erkekler günlük hayata uyum sağlamaya çalışacaklar. Bu yetmezmiş gibi bir de ırkçılıkla çamur güreşi yapıyor olacak Mississippi taşrasının bu bahtsız çiftlik işçileri. Sundance gösteriminden Oscar vızıltıları çıkarmış proje Carey Mulligan ve Garrett Hedlund'un varlığıyla da dikkat çekiyor.

Agatha Christie uyarlamalarından yana da pek şanslıyız bu yıl. Sidney Lumet'in 1974 tarihli âdeta yıldızlar geçidi filminden 43 yıl sonra bu sefer makinistimiz Kenneth Branagh. Kompartmanlarında akıllara durgunluk veren zekice planlanmış bir cinayete tanıklık edecek Doğu Ekspresinin bu seferki yolcuları 1974 versiyonu kadar şaşaalı mı tartışılır ama merak uyandırdıkları kesin: Michelle Pfeiffer, Daisy Ridley, Penélope Cruz, Judi Dench, Kenneth Branagh, Willem Dafoe, Lucy Boynton, Johnny Depp ve Olivia Colman.

2017 Berlinale'de Altın Ayı kazanan On Body and Soul esasında bu ödülün yüzü suyu hürmetine bu listeye girdi. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorum. Büyük ödülün yine çok ahım şahım olmayan bir filme gittiği konuşulsa da izleyip bir fikir edinelim derim. Aslında kağıt üstünde hoş duran, çağrışımlara açık bir synopsisi var filmin: Gündeliğin uyur ve gezer, madde ve mana ikiliklerine dayanan olağandışı bir aşk hikâyesi.

Dominic Cooke'un Joe Wright kadar iyi bir yönetmen olup olmadığı hakkında yorum yapmamızı sağlayacak hiçbir veri yok elimizde, ancak aynı adlı Ian McEwan romanının sinema uyarlaması On Chesil Beach'te başrolde Saoirse Ronan var. Hadi bakalım noktaları birleştirin. Evet, yönetmen hariç bu birlikteliği en son kalp ağrısı Atonement ile müthiş tecrübe etmiştik. Yeni evli bir çiftin balayına odaklanan bu metin McEwan'ın cinsel istismar ve yakınlaşma korkusu gibi tanıdık başlıklarına eğiliyor.

Hemen mütevazı bir romantik komediyi de sıkıştıralım araya. Evlenmeden önce araya pek çok sevgili sıkıştır ki gözün doysun teşvikli filmin başrollerinde Rebecca Hall ve Dan Stevens oynuyormuş, daha ne olsun.

Daniel Day Lewis'in 2010lu yıllarla beraber üzerine çöküp 5'er yıl süren ve her sona erişinde ödüllerle kutlanan kış uykusu bu yıl ikinci kez bitiyor. 2007'de Paul Thomas Anderson ile işbirliğinden sonra sırayla Rob Marshall (Nine) ve Steven Spielberg (Lincoln) ile çalışan oyuncu aradığını bulamamış olsa gerek ki eski sevgilinin dön bebeğim çağrısını karşılıksız bırakmamış. 1950ler Londra moda sahnesi nasıl bir PTA - Daniel Day Lewis birlikteliğine gebe merakla bekliyoruz.

Yıllar önce izini kaybettiği filine Bangkok sokaklarında şans eseri rastlayan, hayat sevincini yitirmiş bir mimar fili peşine takıp birlikte büyüdükleri çiftliği bulmak üzere sıra dışı bir yolculuğa çıkıyor. Harika değil mi? Yalnızlık, yabancılaşma, hayvan sevgisi, yuva özlemi beni duygulandıran ne varsa bu filmde toplanmış sanki. 

Söylenenlere bakılırsa festival gösterimleri bol öğürmeli, fenalık geçirmeli geçen Raw'da kan ve etten sıdkımız sıyrılacak. Veterinerlik okulunda etçil bir sınama ritüeline maruz kalan vejetaryen bir genç kız beklenmedik, dizginlenemez bir et açlığıyla karşı karşıya. 

Bir nesli tanımlayacak kadar yetkin bir eserle genç yaşta şöhret basamaklarını tırmanmış bir romancının hayata tutunamayışını anlatıyor Sidney Hall. Biyografik bir film olduğunu düşünmüştüm önce ama hayır, kurmaca. Gerçi Sidney Hall diye bir yazarın varlığından haberdar olurdum öyle olsa, bende aptallık. Her neyse. Logan Lerman seviyorum, Kyle Chandler seviyorum, Blake Jenner seviyorum, Elle Fanning seviyorum. E ben o zaman bu filmi kesin izliyorum.

Goldie Hawn'u yıllar sonra tekrar bir sinema filminde izleyeceğiz, yetmez mi? Amy Schumer ile birlikte oynayacakları bu ana kız buddy komedisinin öyle çok matah bir şey çıkmama ihtimali çok yüksek olsa da filmi bu listeye almamazlık edemedim.

Kan donduran Let The Right One In ile uluslararası bir kitleye ulaşıp ardından Tinker Tailor Soldier Spy ile ilk İngilizce film sınavından da alnının akıyla çıkan yönetmen Tomas Alfredson Norveçli yazar Jo Nesbø'nun çok satan polisiye romanını sinemaya uyarlıyor. The Snowman'de Michael Fassbender'ı pembe atkısı bir kardan adamın boynuna sarılı bulunan kayıp bir kadının izini süren dedektif Harry Hole olarak izleyeceğiz. 

Terrence Malick artık elini çabuk tutuyor, filmleri arasına öyle uzun yıllar girmiyor diye sevinirken adam The Tree of Life'tan sonra yaptığı her filmiyle ayrı umutlandırıp hepsiyle büyük hayal kırıklıkları yaşattı. Başka bir yönetmen olsa üzerini çoktan çizmiştik. Song to Song'un afişte adları yer aldığına göre o meşhur Malick kesiğini yemeyen oyuncuları Ryan Gosling, Rooney Mara, Michael Fassbender ve Natalie Portman Austin, Teksas müzik sahnesini arkaplan alan kesişen iki aşk üçgeninin özneleri olacaklar.

Isabelle Huppert'e unutulup gitmiş bir Eurovision şarkıcısı rolü veriyor camp ve eğlenceli bir kendini iyi hisset filmi olarak nitelenen Souvenir. Onu Kévin Azaïs'nin oynadığı genç ve yakışıklı boksörle aşka düşmüş ikinci baharını yaşarken ve geri dönüşünü planlarken buluyoruz.

Evet, evet listede bir süper kahraman filmi daha var. Tsunami draması The Impossible ile radarımıza bir girip bir daha çıkmayan genç oyuncu Tom Holland'ı bir Marvel serisine bu yaşta kaptırmak iyi mi kötü mü emin değilim. Belki erkenden bıkar diyerek olumlu tarafından bakmak istiyorum. Spider Man kostümünü ilk kez sırtına geçirdiği 5 dakikalık cameosu için Captain America: Civil War izleyesim gelmedi hiç ama kendi filminde artık ezberlediğimiz bu karaktere yeni neler kazandırabileceğini merak etmekteyim.

Force Majeure'ün İsveçli yönetmeni Ruben Östlund da İngilizceye terfi edenlerden. Yapılan her şeyin yapanın yanına kâr kaldığı, hiçbir kuralın olmadığı, insanların akın ettiği bir kent meydanının hikâyesini anlatacakmış The Square. Elisabeth Moss ve Dominic West başrollerde.

Evet gücü uyandırdığını sanan temcit pilavı The Force Awakens'ı hiç sevmedim, ama yönetmenlik koltuğunu J. J. Abrams'tan devralan Rian Johnson'ın sekizinci epizotta iyi bir iş çıkarabileceğine safça inanıyorum. Karakterleri biraz olsun geliştirir, hikâyeyi kendi ayakları üzerinde durur hâle getirir en azından diye düşünüyorum. Milyonlara ulaşan popüler bir gişe filminde komedi unsuru olarak kullanılmayan, ilerici bir cinsel kimlik hareketi söylentileri de doğruysa oh ne âlâ.

In Bruges yönetmeni Martin McDonagh'ın darağacı mizahını özlemiştik. Kızının katilinin bulunamayışına sinirlenen bir annenin bölgenin saygın polis şefini canından bezdirişini anlatan filmde Frances McDormand, Woody Harrelson, Sam Rockwell, Lucas Hedges ve Peter Dinklage oynuyor.

David Robert Mitchell alametiHarikası It Follows'dan sonra Los Angeles'ta geçen karanlık bir suç filmiyle bizlerle. Yine genç bir oyuncu kadrosuyla çalışan yönetmenin başrolleri Andrew Garfield ve Riley Keough'ya vermiş.

Sicario ve Hell or High Water'ın senaristi Taylor Sheridan'dan bir suç masalı daha. Bu sefer hem yazıyor hem yönetiyor adam. Jeremy Renner ve Elizabeth Olsen'lı Wind River'da bir FBI ajanı Kızılderililer için ayrılmış bir arazide işlenen cinayeti aydınlatmaya çalışıyor.

Kate Winslet ile Justin Timberlake'i buluşturacak Woody Allen'ın 2017 çıkarması Wonder Wheel hakkında 1950ler New York'unda geçen bir dönem draması olarak tanıtılması ve karakterleri kavga hâlinde Winslet - Timberlake set fotoları dışında bir detay yok. Yeni açıklanan başlık filmin bir lunapark dramedisi olacağının sinyallerini veriyor sanki.

Todd Haynes'in Brian Selznick'in gençlere hitap eden resimli romanında ne bulduğunu gerçekten merak ediyorum. Romanı sonra filmden alacağım zevke engel olur diye de okumamakta diretiyorum bir yandan. Julianne Moore'u yeniden bir Todd Haynes filminde izleyecek olmak ayrı bir heyecan. Wonderstruck'ta aralarında 50 yıllık bir zaman farkı bulunan genç bir kız ile genç bir erkek çocuğun eşzamanlı anlatılan hikâyelerinde ne için olduğu tam olarak bilinmeyen bir arayış ortak paydayı oluşturuyor.

8 yorum

  1. Blade Runner, Song to song ve Dunkirk merak ettiğim filmlerden. Bol starlı filmler bana hep yılbaşı ya da sevgililer günü için çekilen feel good filmleri hatırlatıyor o yüzden song to song patlar gibi geldi nedense :D Özellikle Blade Runner'ı izlemeyeli çok oldu tekrardan izlemek istiyorum ilk filmi. Julianne Moore'cuğumu da çok özledim. Bakalım neler neler izleyeceğiz umarım ilginç hikayeler olur:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kağıt üstünde hiç fena durmuyor aslında bu yılın yüksek profil işleri. Onlar iyi çıksa, ek olarak beş on saklı hazine keşfetsek gayet iyiyiz 😉

      Sil
  2. bu yıl saoirse ronan'ın yılı olacakmış gibi geldi bana. Chekhov uyarlaması The Seagull, On Chesil Beach, Greta Gerwig'in yönetmen koltuğunda oturduğu Lady Bird, animasyonumsu film Loving Vincent... yaşadık vallahi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden olmasın. Hepsinden haberdarım fakat en çok Ian McEwan uyarlaması olduğu için On Chesil Beach'i merak ediyorum ben. Doğru düzgün senaryolaştırılamayan çok tiyatro oyunu izledik bu ara, fenalık geldi o yüzden The Seagull'ı dışarıda bıraktım. Gerwig'in ilk yönetmenlik macerası Lady Bird'de de Ronan'a Lucas Hedges'in eşlik edecek olması ilgimi çekiyor. Kelli felli animasyon film Loving Vincent'a gelirsek, kendisi radarımda ama düşük profil takıldığı için görmezden gelinecek gibi geliyor bana. İki yıldır tanıtımlarını görüyoruz, geciktirdiler de geciktirdiler, iyi bir izlenim vermiyor.

      Sil
  3. Şahane bir yazı olmuş. Bu sene güzel filmlere doyacağız sanırım. Benim ilgimi en çok Raw çekti. Söylediklerin doğruysa izlemesi bir hayli zor olacak. Call me by your name filmini aşırı merak ediyorum. Umarım hayal kırıklığı yaratmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür! ☺️ Ben de umutluyum bu yıldan.

      Sil
  4. Çok güzel bir derleme olmuş. Emeğine sağlık. Ben her sene olduğu gibi bu sene de en çok süper kahraman filmlerini merak ediyorum :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum ☺️ Bu yılki süper kahraman filmleri benim de ilgimi çekiyor şaşırıyorum. Cate Blanchett'li yeni Thor filmi filan, enteresan.

      Sil