Cannes 2017: Altın Palmiye için yarışanlar

17 - 28 Mayıs tarihleri arasında 70inci kez gerçekleşecek Cannes Film Festivali her yıl olduğu gibi bu yıl da birbirinden değerli sanatçılarla sinemanın nabzını tutuyor olacak. Ana yarışmanın dışında pek çok yan program ile beraber yine dop dolu bir seçkiye sahip festival. Öyle ki herhangi bir yıl ana yarışmaya alınmaları işten bile olmayacak Claire Denis, Arnaud Desplechin, Abel Ferrera, Roman Polanski, Barbet Schroeder ve Agnès Varda gibi saygın Cannes müdavimleri bu sefer festivalin irili ufaklı diğer bölümlerine prestij katmaya gelecekler. Tabii hepsi bir yana, gözler asıl yarışma filmlerinin üzerinde. Son birkaç yıldır ödül tercihleriyle eleştirmenlerden zılgıt yiyen festivalin bu yeni edisyonuyla yaratacağı tartışmalara, film gösterimlerini şenlendirecek o olmazsa olmaz yuhalamalara, onun 2017 film sezonuna armağan edeceği şaheserlere hazırız değil mi? Ben hazırım. Aşağıdaki mütevazı rehber bu yılki 19 yarışma filminin tanıtımlarını ve yine onlara dair kısa kısa ödül ihtimali gevezeliklerimi içeriyor.
2008'de Altın Palmiye kazanan The Class'ın senaristlerinden Robin Campillo festival turunu çeşitli ödüllerle kapamış LGBT filmi Eastern Boys'dan dört yıl sonra yeni filmiyle Cannes ana yarışmada. 1990larda geçen 120 Beats per Minute AIDS hastalarına özel ilaç tedavisi hakkı için harekete geçen aktivistlerin devletle ve ilaç şirketleriyle mücadelelerine odaklanıyor. Prestijli festivallerde kimi zaman (çoğu zaman?) jürilerin sosyal duyarlıklı politik duruş sergileme meyillerini göz önünde bulundurursak Campillo'nun filminin ödül potansiyeli hiç de az değil. Benim dert ettiğim şey özellikle son yıllarında festivallerin toplumsal mesajlı galiplerinin o önemli demeçlerinin ötesinde hiç de öyle ahım şahım filmler olmamaları. 120 Beats per Minute bu gidişi değiştiren bir şaheser olur belki, kim bilir. Biz yine en iyisini umalım.

Sofia Coppola Marie Antoinette'iyle giriştiği Cannes ana yarışma macerasının ardından 2013'te The Bling Ring ile festivalin Belirli Bir Bakış bölümüne kabul almıştı. Coppola bu yıl kadrosunda Nicole Kidman, Colin Farrell, Kirsten Dunst ve Elle Fanning'i barındıran roman uyarlaması The Beguiled ile 11 yıl sonra yeniden Cannes'da büyük oynamaya geliyor. Bir hareme girip cinsel tansiyon ve rekabet gibi azılı hastalıklar bulaştıran bir erkek sinekten dem vuracak bu kostümlü drama. Bu çerçevede harem bir kızlar okulu, erkek sinek ise Amerikan İç Savaşının yaraladığı yakışıklı bir asker oluyor. Önceki gelişlerinde festivalden büyük bir ödül koparamamış Oscarlı senarist - yönetmen bakalım belki bu sefer bi' şeyler Coppola. Yalnız film daha çok oyunculuklarıyla iş yapabilir izlenimi veriyor.

Yeni filmleriyle birlikte Sang-soo Hong Cannes'a sekizinci kez teşrif etmekte. Daha önce dört defa ana yarışmada yarışıp eli boş dönmüş yönetmen 2010'da filmi Hahaha ile Belirli Bir Bakış bölümünü kazanmıştı. The Day After'ın konusu henüz basına sızdırılmış değil ama yönetmenden yine derin düşüncelere dalmış, meditatif bir iş beklemek mantıksız olmaz. Asıl haber niteliği taşıyansa Hong'un üretkenliği. Isabelle Huppert'li Claire's Camera'nın da çekimlerini tamamladı adam, o film de yine bu yıl Cannes'da özel gösterim yapacak. The Day After'ın ödül ihtimallerine gelecek olursak, sene başında On the Beach at Night Alone'un Berlinale akıbeti gibi kadın oyuncu ödülüyle taçlanma şansı yüksek geliyor bana filmin. Ya da daha çok sevilirse yönetmen ödülü belki.

Bu yıl Altın Palmiye yarışının Fransız sineması için ayrılan kontenjanlarından biri uluslararası şöhret sahibi François Ozon'a tahsis edilmiş. Sorunlu bir genç kızın terapistine âşık oluşunu ve terapistin hastasından gizlediği özel hayatını anlatacak Double Lover'da Ozon'u yine, yeniden psikoseksüel taraklarda bez sahibi bulacağız. Film sahiden iyi olduğu için mi yoksa François Ozon filmi olduğu için mi ana tabloda öğrenmemize az kaldı. Nedense Double Lover'ın en en fazla senaryo veyahut oyunculuk ödülü ile yetineceğini, ötesini göremeyeceğini düşünmekteyim. Hani seksi, jürinin biraz olsun kanını kaynatan (hazır Jérémie Renier ve Marine Vacth gibi iki güzel yaratık da var kadroda), eli yüzü düzgün bir cinsel tansiyon filmi ama fazlası değil cinsinden.

Rus belgeselci Sergei Loznitsa çektiği her kurmaca filmle Cannes'da ana yarışmaya dahil olmayı başarmış. Dostoyevsky’nin 1876 tarihli kısa öyküsünden serbest uyarlanan A Gentle Creature hapisteki kocasına yolladığı paketin herhangi bir açıklama içermeden kendisine geri dönüşü üzerine olanları öğrenmek için ücra köşedeki bu cezaevine doğru yolculuğa çıkan bir kadını anlatıyor. 2012'de filmi V tumane ile FIPRESCI ödülü alan Loznitsa bu üçüncü Cannes serüveninde başarısını pekiştirecek gibi. A Gentle Creature yarışma daha başlamadan kağıt üstünde okuyup tamam işte bu film ödülsüz ayrılmaz dediğimiz o filmlerden biri gibi durmuyor mu çok? Minimum senaryo, maximum Palme mutha-f*ckin d'Or.

Amerikan bağımsız sinema sahnesinin gelecek vadeden genç yönetmen ikilisi Safdie kardeşler bu üçüncü kurmaca filmleriyle dünyanın bir numaralı film festivalinin podyumuna ilk kez çıkıyorlar. Başarılarının devamı gelecek belli ki. Paçayı kurtarmakta zorlanan bir banka soyguncusunun hikâyesini anlatan Good Time Robert Pattinson'ın varlığıyla da hipster albenisini pekiştiriyor. Jennifer Jason Leigh ve Barkhad Abdi kadronun diğer isimleri. Ödül potansiyeli mevzusunda filmin Altın Palmiye kazanma bahislerinde son sıralarda yer alması ise pek şaşırtıcı değil. Safdie kardeşlere bu ilk deneyimlerinde Cannes arenasında saygıdeğer bir mevcudiyet fazlasıyla yetecektir. Ha eli boş dönmezlerse de beraber seviniriz o ayrı.

Ken Loach, Dardenne kardeşler, Emir Kusturica, Francis Ford Coppola gibi isimleri barındıran 2'şer kez Altın Palmiye kazanmışlar onur listesinin Avusturyalı Tanrısı Michael Haneke bakalım bu sefer kim bilir ne sözde, ne karanlık mutlu sonlar yutturacak bizlere. Filmleri büyük yarışa dahil olduğu her yıl erken favori statüsü kazanan yönetmen, Happy End ile Avrupa mülteci krizi arkaplanlı bir aile draması anlatacak. E bildiğin Cannes-yemi bu. Hazır mülteci krizi anlatıları dünyanın dört bir yanında festival favorilerinden biri hâline gelmişken. Palmiye için erken favorilerden biri oluşu ve yönetmenin isminin beklentileri tavan yaptırışı Happy End için ciddi bir dezavantaja dönüşebilir yalnız. Yine de seremonide bir şekilde adını duyacağımızı düşünüyorum.

Hamburg'un Türk mahallelerinden birinde ailesinin intikamını almaya ant içmiş bir kadının öyküsünü anlatan In the Fade Fatih Akın'ın on yıl sonra tekrar Cannes'a dönüşünü müjdeliyor. Yönetmen 2007'de Hanna Scygula, Tuncel Kurtiz ve Nurgül Yeşilçay'lı The Edge of Heaven ile (bizde Yaşamın Kıyısında ismiyle vizyon gördü) festivalden senaryo ve Ekümenik Jüri ödülleriyle ayrılmıştı. Filmin Diane Kruger'a bir kadın oyuncu ödülü getirmesi sürpriz olmaz. Şu aşamada daha büyük bir yarışçıymış gibi gelmiyor bana In the Fade.

2004'ten bu yana altı kez Cannes daveti almış Macar yönetmen Kornél Mundruczó Delta (2008) ile FIPRESCI, White God (2014) ile Belirli Bir Bakış ödülü kazanmıştı. On Body and Soul'un geçtiğimiz Şubat'ta Berlin'de Altın Ayı kazanmasıyla birlikte dikkatleri bir kez daha üzerine çeken Macar Sineması Mundruczó'nun filmiyle 2'de 2 yapıp yılı kendileri için bir yerel şenliğe çevirebilir. Genç bir göçmenin yasadışı yollardan sınırı geçme teşebbüsü sırasında vuruluşu ve bununla birlikte istediğinde ona havada yükselme yeteneği veren esrarengiz bir zihin gücü kazanışını anlatan heyecan verici Jupiter's Moon mülteci kampı gerçekliğine fantastik bir ivme kazandıracak gibi duruyor. Yönetmen ödülü, Büyük Ödül, Altın Palmiye? Seç beğen al. Mundruczó'nunkinin yarışmanın en enteresan filmlerinden biri olacağı şüphesiz.

Biri enteresan mı dedi? Bir Yorgos Lanthimos filmi yeter de artar. Kaçık Yunan The Lobster ile gelen uluslararası ilgiden memnun ki İngilizce film çekmeye devam ediyor. Bakalım bu sefer nasıl dâhiyane kafadan kontaklıklarla karşılaşacağız. Yönetmen 2009'da Dogtooth ile festivalden Belirli Bir Bakış ödülü ile ayrılmış, iki yıl önce The Lobster ile ana yarışın Jüri Ödülüne layık görülmüştü. Momentum, yine The Lobster ile bu yıl ilk Oscar adaylığını kazanan senarist - yönetmenin başarılarını sürdürmesinden yana. Colin Farrell ve Nicole Kidman'lı The Killing of a Sacred Deer başarılı bir cerrah ile düzeni bozuk bir aile arasında yaşanan beklenmedik gelişmeleri anlatacak. İrili ufaklı ödül ihtimalleri gayet yüksek.

Festivalden en son 2014'te Leviathan ile senaryo ödülü kazanan Andrey Zvyagintsev saygıdeğer bir Cannes geçmişine sahip. Rus yönetmen Leviathan'ın büyük ölçekli toplum eleştirisinden sonra Loveless ile kendine hayran bırakan o ilk filmlerinin (özellikle The Return) çekirdek aile travmalarına dönüş yapıyor. Boşanma arifesindeki bir çiftin, ciddi kavgalarından birinin akabinde ortadan kaybolan çocuklarını arayıp bulmak için beraber hareket edişlerini öyküleyen Loveless Palme d'Or için epey iddialı geliyor. Bir başka filme geçilecekse bile prestijli bir ödül almadan festivalden ayrılmayacak gibi.

The Squid and the Whale (2005) ve Frances Ha (2012) gibi gözde Amerikan bağımsızlarının aranan yönetmeni Noah Baumbach da yılın Cannes tazelerinden. Rolleri Dustin Hoffman, Adam Sandler, Ben Stiller ve Emma Thompson arasında paylaştıran The Meyerowitz Stories birbirlerine yabancılaşmış aile üyelerinin babanın sanatsal başarılarını kutlamak için bir araya gelişlerini anlatıyor. Baumbach'ınki ödüllere oynayan bir yarışma filminden ziyade ana seçkinin comic relief'i olacak sanki.

2008 ve 2009'da sırasıyla filmleri Tokyo! ve Madeo ile festivalin Belirli Bir Bakış bölümünde yarışan Joon Ho Bong Okja ile ilk kez Palmiye için yarışacak. Filmografisinde Memories of Murder (2003) ve Mother (2009) gibi şaheserler, ve The Host (2006) ve Snowpiercer (2013) gibi gişe canavarları barındıran Bong, kaçmalı kovalamacalı sıra dışı bir evcil hayvan masalı olduğu söylenen Okja ile daha çok bu ikinci klasmanda takılacak gibi. Dolayısıyla ödül şansı düşük.

Cannes müdavimlerinden Naomi Kawase'nin ilk filmi Suzaku ile festivalden Altın Kamera ödülü almasının üzerinden yirmi sene geçmiş. Kariyerini âdeta La Croisette'te başlatmış saygın bir yönetmen var karşımızda. 2007'de The Mourning Forest ile ana yarışın iki numaralı ödülü Grand Prix'yi kazanan Kawase yeni filmiyle bir basamak daha yukarı çıkıp zirveye bayrak asmayı hedefliyor. Çağrışımları kağıt üzerinde bile fazla aşikâr duran bir hikâyesi var Radiance'ın. Görme engelliler için film seslendirme metinleri yazan bir genç kadın, görme yetisini yavaştan kaybetmeye başlamış, orta yaşlı bir fotoğrafçıyla tanışıyor. Onu bu adamın çalışmalarıyla hatıraları su yüzüne çıkar hâlde, yarı-âşık, hayatın daha önce göremediği parıltılarına duyar geliştirirken izleyeceğiz. Rolün gereklerini de düşününce sanki erkek başrol oyuncu Masatoshi Nagase'ye bir ödül çıkması olasılık dahilinde. Kawase'nin filmografisine fazla aşina olmadığım için bu malzemeyle ödül skalasında daha yükseklere çıkıp çıkamayacağını kestiremiyorum.

The Artist'in Oscarlı yönetmeni Michel Hazanavicius'un bu Jean-Luc Godard biyografisi Louis Garrel'li görselleriyle festivalin bu yılki alay konusu olacağının sinyallerini veriyor. Hazanavicius daha önce iki kez ana yarışmada yer almış, 2011'de The Artist ile başrol oyuncusu Jean Dujardin'e erkek oyuncu ödülü kazandırırken, 2014'te The Search ile rezil rüsva olmuştu. Redoubtable'ın yönetmene formunu yeniden kazandırıp kazandıramadığını hep beraber göreceğiz.

Usta Fransız yönetmen Jacques Doillon ilk kez 1979'da Altın Palmiye için yarışıp Genç Sinema Ödülü kazanmış. O zamandan bu yana prestijli festival çevrelerinde cirit atan yönetmenin ilginçtir öyle büyük bir ödülü yok. Bugüne dek pek çok kez katıldığı Berlin, Cannes ve Venedik Film Festivallerinden ufak tefek mansiyon ödüleriyle ayrılan yönetmenin bu yeni biyografik filmi modern heykelciliğin öncüsü olarak kabul edilen ünlü Fransız heykeltraş Auguste Rodin'in yine bir başka meşhur Fransız heykeltraş, grafik sanatçısı Camille Claudel ile yaşadığı romantik ilişkiyi konu ediniyor. Rodin henüz iki yıl önce The Measure of a Man ile festivalden erkek oyuncu ödülü alan Vincent Lindon için ciddi bir başka ödül aracına dönüşebilir.

Pek çoğumuz sevimli, eksantrik İsveçli Ruben Östlund'a önce harikası Force Majeure vesilesiyle hayran olduk. Sonra yönetmenin aynı filmle Oscar adaylığı kaçırışına verdiği tepkinin videosuna hem üzüldük hem güldük. Şimdi ise aynı kitle yönetmenin İngilizce çektiği ilk filmi The Square'in son dakikada ana yarışmaya dahil edilişine sevinmede. Yapılan her şeyin yapanın yanına kâr kaldığı, hiçbir kuralın olmadığı, insanların akın ettiği bir kent meydanının hikâyesini anlatacak filmin başrolleri Elisabeth Moss ve Dominic West'e emanet. Bu tarz a-acayip eğlenceliklerin Jüri Ödülüyle dönmelerine birden fazla kez tanıklık ettik. Bir defa daha neden olmasın. Yönetmen ödülü için de ciddi bir alternatif olabilir Ruben Östlund. Fingers crossed!  

2015 Cannes Film Festivalinde jürinin el birliğiyle giriştiği sinema katliamından ancak bir kadın oyuncu ödülü kurtarabilen Carol Todd Haynes'in henüz ikinci Cannes macerasıydı. Yönetmen şimdi yılın merakla beklenen filmlerinden biri olan Wonderstruck ile Brian Selznick'in gençlere hitap eden aynı adlı resimli romanını sinemaya uyarlıyor (Bir fikir vermesi için: Scorsese'nin Hugo'su da bir Selznick romanı uyarlamasıydı). Filmde, aralarında 50 yıllık bir zaman farkı bulunan genç bir kız ile genç bir erkek çocuğun eşzamanlı anlatılan hikâyelerinde ne için olduğu tam olarak bilinmeyen bir arayış ortak paydayı oluşturuyor. Wonderstruck'ı hafif, fantastik bir aile seyirliğinin ötesine taşıyıp taşıyabilecek ender yönetmenlerden biri Haynes. Yapabilmişse eğer ödülsüz kapatmaz. Sonuçları merakla bekliyoruz.

2011'de We Need to Talk About Kevin ile kariyerinde ilk kez Altın Palmiye için yarışmış Lynne Ramsay yine bir roman uyarlamasıyla festivalde. You Were Never Really Here genç bir kızı içine düştüğü fuhuş şebekesinden kurtarmaya girişen bir savaş gazisinin hikâyesi. Eğer beğenilirse ödül seremonisinde oyunculukları (Joaquin Phoenix) veya yönetmeni vesilesiyle adı anılabilecek filmin öyle çok ciddi bir ödül potansiyeli yok gibi görünüyor.

Pekâlâ, şimdi gelelim bir sonrakini ödül törenine yakın bir tarihte bir tweet olarak paylaşmayı düşündüğüm ödül tahmini oyunuma. Siz de isterseniz aşağıya yorum olarak, sonra tekrar uğrayıp kontrol etmek üzere tahminlerinizi paylaşabilirsiniz. Hadi bakalım:
Palme d'Or
(Altın Palmiye)
LovelessAndrey Zvyagintsev

Grand Prix
(Büyük Ödül)
Happy End, Michael Haneke

Prix du Jury
(Jüri Ödülü)
The Square, Ruben Östlund

Prix de la mise en scène
(Yönetmen Ödülü)
Robin Campillo, 120 Beats per Minute

Prix du scénario
(Senaryo Ödülü)
Kornél Mundruczó & Kata Wéber, Jupiter's Moon

Prix d'interprétation féminine
(Kadın Oyuncu Ödülü)
Vasilina Makovtseva, A Gentle Creature

Prix d'interprétation masculine
(Erkek Oyuncu Ödülü)
Masatoshi Nagase, Radiance

8 yorum

  1. Palme d'Or: Wonderstruck
    Grand Prix: Loveless
    Jury Prize: L'Amant Double
    Best Director: Sofia Coppola, The Beguiled
    Best Screenplay: Michael Haneke, Happy End
    Best Actress: Diane Kruger, In the Fade
    Best Actor: Nahuel Pérez Biscayart, 120 Beats Per Minute

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. : ) süper! Ben Jupiter's Moon ve A Gentle Creature'a fazla güveniyorum belki de..

      Sil
    2. Loznitsa'yı severim ama bu jüriden eli boş dönebilir de. Gerçi böyle festivallerde jüriye göre tahmin yapma hatasına düşmüyor değilim :)

      Sil
    3. Pedro Almodóvar, Park Chan-wook, Maren Ade ve Paolo Sorrentino'yu barındıran bir jüri edgy seçimlerle gelmezse ayıp artık. Gerçi ne jürilere umutlar bağladık fos çıktı çoğu. Ben tahmin yaparken jüriyi kafaya fazla takmıyorum galiba :-)

      Sil
  2. Oha The Square için paylaşılan resim ne kadar cinsiyetçi tsk tsk tsk..............

    YanıtlaSil
  3. İki tutturdum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 🤗 hiç fena değil, bilhassa benim sıfırımın yanında..

      Sil