Dunkirk

İkinci Dünya Savaşının gidişatını önemli ölçüde etkileyen Dunkirk tahliyesi Nazi işgali altındaki müttefik Fransa'da kapana kısılmış yüz binlerce İngiliz askerinin ülkelerine sağ salim dönebilmelerini sağlayan, felaketle burun buruna bir mucize olarak tarihe geçti. Şimdi yılın film olayı olarak değerlendirilebilecek denli coşkun bir beklenti dalgası oluşturan Dunkirk vatansever bir katılımla şansı yaver gitmiş bu kurtuluş hikâyesine Christopher Nolan'ın tumturaklı imzasını atıyor. Atmosferik bir savaş alanı canlandırması olarak filmin seyircisini bitkin düşüren çarpıcılığına diyecek fazla bir şey yok. Yönetmen burada da teknik meziyetlerini konuşturmaya devam ediyor. Buna karşılık ayrı zaman dilimlerine oturtulmuş üç farklı bakış açılı anlatı için aynı övgüyü yapmak mümkün değil. Mağrur bir ehemmiyetle zamanda ileri geri sıçrayan olay örgüsü ne savaşa dair derinlikli bir perspektif çalışması sunuyor ne de niyet ettiği gibi savaş hâlinin göreceli zaman algısını seyircisine hissettirebiliyor. Öylesi bir etkisiz eleman ki bu tertibat, filmin tematik içeriksizliğini tekrara düşe düşe tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Daha da beteri süre ilerledikçe bu zaman çizgisi zımbırtısının Nolan'ın havada, karada ve denizde kamera ile akrobasi gösterileri yapmasını sağlayacak bir şovmenlik düzeneğinin sözde entelektüel kulpu olduğunun anlaşılması. Bunun farkındalığı ile beraber filmin insan faktörünü de dekordan hâllice bir bocalamanın içinde bulmak mümkün. Karakterlerin bakış açılarının kameranın gözleri niteliğini kazanmasının buradaki resmi fazlasıyla hesapçı, hatta neredeyse mekanik. Özellikle bir sahnede bitap düşmüş aç biilaç iki askerin çıktıkları fırkateynde birinin iç kısımlara geçip karnını doyururken diğerinin güvertede kalması yönetmenin sonrasında gerçekleşecek hengâmeyi şık ve nefes kesici çekebilmesi için özel planlanmış hissettiriyor. Evet, engin denizlerin ve göklerin, Dunkirk sahil şeridinin panoramik görüntüleri sinematik bir kuşatma sağlayıp, mest etmesine ediyor ama bu tablo içinde göz boyamanın ötesine geçemiyorlar maalesef. Nolan'ın Dunkirk'ü İkinci Dünya Savaşının meşhur askeri operasyonu için yüksek bütçeli, etkileyici bir sanal gerçeklik video enstalasyonundan fazlası olamıyor.

Yönetmen: Christopher Nolan
Yıl: 2017
Süre: 106 dk
Oyuncular: Fionn Whitehead, Damien Bonnard, Aneurin Barnard, Mark Rylance, Tom Hardy, Cillian Murphy, Kenneth Branagh, Barry Keoghan, Jack Lowden, Tom Glynn-Carney

4 yorum

  1. Malum Interstellar'ı hiç sevmemiştim. Inception'ı ise izledikten sonra düşününce ne kadar hormonlu bir film olduğuna kanaat getirdim. Dunkirk'ten umudum olduğu söylenemez. Nolan'ın "über" bir yaratık olduğuna da hiç inanmıyorum. Bunu dediğim için beni gömerler muhtemelen. Zaten savaş filmlerinden de haz etmem. Sevgiler. // François Ozon'un le temps qui reste'ını izledim geçen akşam fakat pek vurmadı ya - Jeanne Moreau'nun performansı dışında :( Neyse yine de Ozon'dan pek şaşmayız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. François Ozon'un sineması bir iki harika film ( Sous le sable geliyor şu an aklıma) haricinde az pişmiş geliyor bana. Le Temps qui reste'yi ben de pek başarılı bulmam.

      Sil
    2. Dans la maison ve Swimming Pool şimdilik yüz akları gibi bence// Une nouvelle amie ve Jeune & jolie de üzmedi beni. O filmi çok merak ediyorum (malum kadrodna ötürü ^_^).

      Sil
    3. Filmi beğendim ya :/ Makyajı süper. Gerilim 10 numara. Her ne kadar sonunda Churchill'in konuşmasını vererek militarizme yenilse de...

      Sil