Twin Peaks: The Return

Üçüncü sezonuyla birlikte attığı kabuslar diyarı turunun ardından başladığı yerde amansız, çığlık çığlığa biten Twin Peaks, küçük bir Amerikan kasabası ahalisinin bilinçdışına çullanmış ebedi ve evrensel bir kabir azabının metafizik resmini çizdi bize. Kasabanın sevgilisi, düşen meleği Laura Palmer yozlaşan, çirkinleşen ve çürüyen dünyada kaybolmaya yüz tutmuş saf bir idealin insan bedenli bir temsiliydi. Özünde, açtığı ruhsal yaraların bir girdap gibi etraftaki herkesi ve her şeyi karanlık bir arafın içine çekme gücü elde etmiş bir cinsel istismarın trajedisini anlatan Twin Peaks sadece yeğin bir insanlık dramı işlemekle kalmayıp, absürt komedisiyle, yer yer ışıldayan temiz kalbiyle, ve bazen hepsine meydan okuyan ürkütücü, ussal dehşetiyle siyah ve beyaz, sinemasal iki çığır açtı. İyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın, spiritüel ile özdekselin buradaki acıtan, iz bırakan, dallanıp budaklanan, tarih kadar eski mücadelesi insanlığın müşterek nevrozlarına ışık tuttu. Şimdi Mark Frost ve David Lynch'in bu eşsiz şaheserinin Black Lodge'da Dale Cooper'a verdiği sözü tutarak yirmi beş yıl aradan sonra yaptığı bu geri dönüşün böylesi şaşaalı gerçekleşeceğini az çok tahmin ediyorduk. Beni asıl mutlu eden bu sezonun dizinin tu kaka edilmiş film eklentisi Twin Peaks: Fire Walk With Me'ye itibarını geri kazandırması oldu. Seyirci tekrar yapacağı bir ziyaretle filmin ne kadar yanlış anlaşılmış olduğunu görecektir. O film için de bu yeni sezon için de hikâyeyi devam ettirmeye dair üstbilişsel bir süreç söz konusu çünkü. Frost ve Lynch sevilen dizilerin, filmlerin devamını isteyen, aynından biraz daha tüketmeye alış(tırıl)mış kitlelerin gayet farkında. Öyle ki yaşananların üzerinden yirmi beş yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ benzer tatlar arıyor, geçmişi özlüyor, tükettiğimize ve dolayısıyla artık kaybettiğimize özlem duyuyoruz. Twin Peaks: The Return bu nostaljik dürtülere sessiz kalmıyor, şekerimizi bizden esirgemiyor, evet. Ama verdiği şekere ölümüne zehir bastığını da çok geçmeden çakıveriyoruz. Peki David Lynch'in on sekiz bölümle sinematik alametifarikalarını sergileyip kallavi bir kariyer imzası attığı The Return'de problemli kısımlar yok muydu? Yeni karakterlerin çoğu niteliksiz ve fazla kullan at duruyordu bir kere. Sonra kızıl perdeler ardındaki esrarın deneyüstü garabetleri ile bilinçdışı seyahat elini biraz fazla bariz kullandı Twin Peaks bu sezon. Bu minvalde bize 8, 17 ve 18. bölümler gibi aynı anda hem kafa yapıp hem de kafa açan müthiş bölümler armağan ettiğini yadsımayacağım. Gerçi tüm bu noktalar serinin gizeminin bu yirmi beş yıllık yorgunluğuyla beraber sonun iç karartan, dâhiyane umutsuzluğuna bağlandığında sinsi bir şekilde önceden planlanmış hissettiriyorlar. Kısacası isteseniz de fethedemiyorsunuz Twin Peaks'i, hep birkaç adım önde oluyor. Diğer yandan dizinin önceki iki sezon ile daha çok mekânsal işlediği Maniheist kozmolojisi bu yeni sezonda zaman mefhumunu da harcına katarak daha da güçleniyor. Muazzam bir negatif tesirden bahis açılıyor burada. Evrendeki bu negatif tesir her şeyi açıklama, anlamlandırma ihtiyacı olmasın sakın... Yaşamın bekçileri ve ölümün muhafızları Freudyan bir yineleme zorlantısı ile depreşmiş ağır bir tokat indiriyor seyircisinin yüzüne. Laura Palmer gaddar mı gaddar bir dehşet döngüsü içinde hayat denen boyutlar arası bir karabasana sıkışıveriyor. Alın size kötülüğün doğuşu, alın size insanlık tarihi. Son olarak, elektrik ile ilgili tefekkürüyle de merak uyandırıyor The Return. Ruhaniyi voltajda okumak zamanının ötesinde bir şuur sergiliyor kuşkusuz. Zaten David Lynch'in legacy'si de bu: Rüyaların neden yapıldığını bilen bir vizyonerin sinema sanatıyla bizlere gelecekten haber verişi.

Yönetmen: David Lynch
Yıl: 2017
Süre: 18 Bölüm - 17 saat 50 dakika
Oyuncular: Kyle MacLachlan, Sheryl Lee, Michael Horse, Naomi Watts, Laura Dern, Grace Zabriskie, Miguel Ferrer, David Lynch, Kimmy Robertson, Harry Goaz, Mädchen Amick, Dana Ashbrook, Sherilyn Fenn

1 yorum

  1. Çok iyi bir TP izleyicisiyim. Yeni sezonu duyunca sevinçten havalara uçtum. Her ne kadar ben ilk yarısını sevmesem de (blogumda yazacağım) 8.ve 17.bölümlerle havaya uçtum <3 Ama o final wtf ya. Koca sezonu silip attı. Neden neden ??? Ve başka sorular sorup defoldu David. Sonunda tüm cevapları vermeyeceğini elbette biliyorduk. Ama Lostvari bir "ehehehe noldu şimdi" twistiyle resmen hayranlarıyla alay etti adam. Keşke 2.sezon final olsaydı da Bob içinde kalsaydı Coop'un. Sırf bu yeni sezon için eskisini hızlı çekim maraton yaptım, Missing Pieces'i oturup izledim, sonuç hüsran.

    AUDREY'İ DE GERİ İSTİYORUZ -_- Kasabanın içine etti bıraktı.

    Çok kızdım so sorry :D Lynch'i de severim ayrıca.

    YanıtlaSil