Happy End

Haneke, insanlığından yabancılaşmış bu bir diğer Avrupa tasvirinde yine sosyal düzen, modern iletişim ve kültür derken aksi şeytanlıkta dere tepe düz gidiyor, ancak burada medeniyet denen canından bezmiş canavar, onun için kıymetli bir armağan olacak ölüme bir türlü kavuşamıyor, kavuşturulmuyor. Onun yerine, yeni filminde bugüne kadar işlediği mevzuları alaycı bir özgönderimsellikle bayağılaştıran ‘sinemacı’ Haneke intihar ediyor, insanlığın bugün ulaştığı alçaklığa artık benim de söyleyecek şaşırtıcı şeylerim kalmadı dercesine. Sinir bozucu bir meydan okuma bu aslına bakarsanız. Happy End bu minvalde ilginç bir şekilde manasız, asılı kalıyor. Manasızlığın artık anlamlı bir çerçeveden gösterilebilirliğinin tükendiğini ilan ediyor film. Diyor, zaten şu zamanda akıllı telefonlardan başka çerçeve kaldı mı? Ve onun vasıtasıyla varoluşumuza dair çiğ sosyolojik çıkarımların dışında derinlikli ne elde etmeyi umabiliriz ki? Her şey bu derece yüzeye aitken. İnsanlar böylesi konuşamıyor, anlaşamıyor, hissedemiyorken. Bir süredir gizli gizli annesini zehirleyen ve zehrin etkilerini gün be gün videoya kaydedip sonra da internette paylaşan Japon bir kızın gazetelere çıkan hikâyesinden esinlenen Happy End, düştüğü dehşette sıfırı tüketmiş, katatonik bir Michael Haneke veriyor bizlere. Sadece büyük baba ile torunun tüm ruhsal marazlarının ötesinde biraz olsun insan kalabildikleri, inşaatçı bir kent soylu aile Avrupa’nın kültürel çöküşünün yüzü oluyor burada. O hazin, gaddar, tehditkâr ve neredeyse cerrahi üslup belki yerli yerinde duruyor ama içerik koca bir dipnot hâlinde iflaslarda. Şunun daha derin işlenişi için şu filmime bakın gibi referanslar yüzüyor Happy End’in sığ sularında. İşin tuhafı, Haneke’nin kendi filmografisini tiye almalara kadar giden bu sığlığı kucaklayışındaki ironi. Boğulmak için can atarak girdiğiniz suda bir türlü batamadığınızı düşünsenize, nasıl trajikomik. Yine de bir gün Haneke'nin bütün sosyopatlarını birer Avengermışçasına bir araya getirip kendi muzip sinematik evrenini kuracağını söyleselerdi inanmazdım galiba. Ama işte, elde öyle çirkin ve bir o kadar manidar bir şey var.

Yönetmen: Michael Haneke
Yıl: 2017
Süre: 107 dk
Oyuncular: Isabelle Huppert, Jean-Louis Trintignant, Mathieu Kassovitz, Fantine Harduin, Franz Rogowski, Toby Jones, Laura Verlinden, Hassam Ghancy

Yorum Gönder