Ayla

Türkiye'nin neredeyse her yıl bir şekilde yılan hikâyesine dönmeyi başaran Oscar yarışçısı seçme süreci 2017'de de şaşırtmadı. Seçimlerin kimler tarafından hangi koşullar gözetilerek yapıldığı, jürinin sinemadan ne kadar anladığı ve ödül sezonu dinamiklerinden haberdar olup olmadığı meçhul. Hayır onu geçin, bu tartışmalı sürecin sebep olduğu magazin gündeminin eşliğinde son yıllarda gitgide artan bir beklentiye karşılık hüsran üstüne hüsran yaşanıyor. Ayla da benzer bir gidişatın bir başka talihsiz örneği. Yalnız bu sefer kazan biraz fazla kaynadı. Senarist - yapımcı çatışması su yüzüne çıktı önce. Filmi ve senaryosunu merak ediyormuş gibi davranmaya itildik bir müddet. Sonra üst üste gelen iddialı demeçler. Efendim, Ayla'nın Oscar'a ihtiyacı olmadığı, Oscar'ın Ayla gibi bir hikâyeye ihtiyacı olduğu konuşuluyormuş komitelerde. Filmin yapımcısının yalancısıyım. Projeye sadece para değil gönül de vermiş belli ki. Ama yani eğri oturup doğru konuşalım, bu film için orada burada çıkıp yüksekten atmak onun Oscar akıbetini değiştirmeyecek. Zaten Akademi'nin kendisinin zerre takmadığı bir ödül için bu kadar çabalamak, ama özellikle beceriksizce çabalamak acınası bir duruma düşürüyor sürece dahil olan herkesi. Neyse ne, dönelim Ayla'ya. Filmi yazan ve yöneten kişiler, Kore Gazisi Astsubay Süleyman Dilbirliği'nin savaşmaya gittiği ülkede iyilik ve sevgiden güç alarak bir manevi evlat kazanmasının yürek burkan hikâyesini el birliğiyle ziyan ediyorlar. Minik Ayla'nın battaniyeden dikilmiş yamalı gocuğu gibi parça pinçik bir anlatı, 'şöyle olur, şöyle olur, şuraya giderler'den bozma berbat bir senaryo var burada: Kadraja giren tank Ayla'nın tahta bisikletini parçalar. Ekran kararır. Sembolizm 101. Gitti güzelim çocukluk, savaş çok kötü bir şey. Hadi bakayım sulansın o gözler. Ya da, Amerikan generale yanındaki Koreli subaya dönüp tarih ne sizi ne bizi, Türkleri yazacak dedirmeler. Ziraat Bankası ve Türk Hava Yollarının Türkiye Sineması tarihinin görüp görebileceği en bariz ve çirkin ürün yerleştirmelerine konu oluşlarını da unutmamalı. Yolculara hizmet veren güler yüzlü bir hostes görüntüsünün bu filmde işi yok, eğer bu bir THY reklam filmi değilse. Hikâyeye ekstradan toplumsal aşinalık katma amacıyla eklenmiş 2002 Dünya Kupası Türkiye - Güney Kore futbol müsabakasının yamalığına ne demeli peki? Sen kalk Kore Savaşına dair en ufak politik bir duruş sergileme, onu dekor olarak kullan sonra da dost ülkeler tarihinden nemalanmaya çalış, yok ya. Bitmedi. Yaşananları özetleyen izah babam izah diyaloglar. Hele o mizansenler, ah o bombardımanlı savaş sahneleri. Bir kız kaçıranın fitilini ateşlemiş de onun tutuşmasını beklermiş gibi filme çekilen o kesintili aksiyon. Bolca emek ve para harcandığı belli prodüksiyon tasarımına rağmen şu hâliyle Ayla hevesli bir ortaokul hocasının sahneye koyduğu acıklı bir müsamereden farksız. İstediği kadar UNICEF ile açılıp UNICEF ile kapansın, değerini dökeceğiniz gözyaşlarıyla vermenizi isteyen ve fakat bunu asla hak etmeyen vizyonsuz bir duygu sömürüsü bu.

Yönetmen: Can Ulkay
Yıl: 2017
Süre: 125 dk
Oyuncular: İsmail Hacıoğlu, Kim Seol, Ali Atay, Murat Yıldırım, Kyung-jin Lee, Çetin Tekindor, Taner Birsel

Yorum Gönder