I, Tonya

I, Tonya
90ların popüler kültürüne kariyerine mal olan bir skandalla damga vurmuş artistik buz pateni sporcusu Tonya Harding'in yükseliş ve düşüşünün manidar öyküsünü gözümüzün içine baka baka pişkin bir işgüzarlıkla anlatıyor I, Tonya. Ona sorsanız, ki merak etmeyin siz sormasanız da o size dönüp söylüyor, empatiden nasibini hayli hayli almış kavrayışlı, kurnaz bir karakter tahlili bu. Gerçekteyse işin aslının hiç de öyle olmadığını saklayamayacak kadar sersem bir film söz konusu. Bireyin kendini ifade etme özgürlüğüymüş, karakter kusurlarıymış, ham yeteneğin işlenişi, aile içi şiddetin, sosyal sınıf ayrımcılığının harcadığı hayatlarmış umru değil. İki laf ebeliğiyle yalapşap bahsi edilen dipnotlardan hâllice hepsi. Tonya Harding'den ziyade yaşananların medyatik boyutuyla ilgileniyor film, ve elbette onu da yüzüne gözüne bulaştırıyor. Oysa yakın dönem Amerikan tarihinin tüm elzem sosyokültürel duraklarına uğrayan, medya ve hakikat üzerine bugün ulaştığımız hakikat sonrası dönemin tohumlarını atan, kahramanının mazlumdan haine dönüşümünde neredeyse Shakespeareyan kapsamlar edinmiş destansı bir trajedi var elimizde. Sen gel bunu magazin gazetesi sığlığında işle, kişileri ve motivasyonlarını iki kelimelik manşetlere hapset, Harding'in kötü şöhretinden bugün bir kez daha nemalanmaya kalk, sonra medya istismarı üzerine ahkâm kesecek ol. Yok ya. A ama meta takılıyor I, Tonya'mız, yıkılan dördüncü duvarların haddi hesabı yok, ekstra bir farkındalık söz konusu burada. Yaşananlara dair kamuoyunca karalanan tablo, Tonya Harding'in sonunda her daim yenildiği, suçlu ya da suçsuz fark etmeksizin kullanılıp atıldığı aşağılık bir döngüyse de, film eski defterleri yeniden açarken aynı çirkin sansasyon sevdasıyla, akıllara zarar bir şuursuzluk sergileyerek yaklaşıyor öznesine. Tribünlere oynuyor ve yine yeniden sömürüyor onu. Bütün farkındalığı kendine. Harding'in katlandığı zulmün içini daha bir boşaltıyor, önemsizleştiriyor hatta. Hem sadece içerik değil biçim de sırıtıyor. Hızlı, stilize kurgunun gösterişçi zorlamalığı bütünün çirkinliğine yakışıyor gerçi. Cadaloz anne LaVona Golden ile tanıştığımız sahnede arkada çalan şarkı "Devil Woman" ("Şeytan Kadın") bile filmin ardındaki zihniyetin ne kadar düz ve ahmak olduğunu açık ediyor. I, Tonya'yı ondan kısa sürede ümidi kesmiş izlerken güvenilmez anlatıcılarla dolu, spekülatif, tekinsiz, seyircisini mahkûm ederken onu ağır vicdan muhasebelerinden geçiren bir Tonya Harding biyografisi hayal etmeden duramadım. Ve o film bu film değil kesinlikle.

Yönetmen: Craig Gillespie
Yıl: 2017
Süre: 119 dk
Oyuncular:  Margot Robbie, Sebastian Stan, Allison Janney, Julianne Nicholson, Paul Walter Hauser, Bobby Cannavale

💬  2 yorum

  1. Bi filmi de beğen be amk yeter artık ya. Ne bu burnu sivrilik. Bıktım bu gereksiz beğenmeme huyundan.

    YanıtlaSil