In the Fade

Altın Kürelerde Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü kazanıp Oscar yolunda ümitlenen In the Fade'in adaylık dahi göremeden avucunu yalayışı ufak çaplı bir sürpriz yaşatmıştı. Aslında gayet öngörülebilir bir sonuçtu bu, çünkü bu kategoride filmlerin seçilebilme kriterinden tutun, kazanan tercihlerine kadar Oscarlarla neredeyse her yıl ayrı telden çalan bir ödül grubundan bahsediyoruz. Yine de Diane Kruger gibi Hollywood çevresi olan ve takdir edilen Avrupalı bir aktrisin varlığı son ana kadar taşıdı In the Fade'i. Fatih Akın da bitiş çizgisine kadar başarılı sayılabilecek bir ödül sezonu turu yapmış oldu kısaca. Peki gelelim filmin kendisine. Hiç gelmesem keşke. Farkındaysanız bu noktaya bir türlü varamamak için nerelerden daldım mevzuya. Hâlâ daha geveliyorum lafı. Fakat ne yapalım, yerim kısıtlı ve benim bu kadar başlık açtıktan sonra filmle ilgili bir şeyler söylemem gerekiyor. At gözlüklü, akıllara zarar, utanç verici kötülükte bir film In the Fade. Revaçta aşırı sağın Avrupa'da yabancı düşmanlığını terör eylemi seviyelerine vardırdığı vahim bir güncel gerçeklikten ana haber bülteni kurgusundan hâllice, bodoslama bir anlatı çıkarıyor Fatih Akın. Almanya'da faaliyet gösteren Nasyonal Sosyalist Yeraltı isimli neo-Nazi terör örgütünün kanlı istatistiklerini de kapanışa ekleyiverince duyarlı, kışkırtıcı ve mühim olduğunu sanmıyor mu, ibretlik. Oysa In the Fade ne aile, ne adalet ne de vicdan hükmünde kale alınır en ufak bir şey söylüyor. Oldu bittiye getiriyor bir kere her şeyi, hâlihazırda kanayan bir yara olan meselesini nüanssız, kabataslak bir olay örgüsü içinde baside indirgeyip değersizleştiriyor. Teröre politik değil, içgüdüsel, insani bir tepki olmak için çıkmışsa bile yola böylesi takozluğun alemi yok. Tamam, yaşananların sosyolojik boyutuyla ilgilenmiyorsun, kabul. Düşünen, kafa yoran bir filmden çok hisseden ve acıyan bir öz yakalama derdindesin, harika. E be kardeşim o zaman yasa, annenin ızdırabına bari biraz olsun incelikle, anlayışla yaklaşsaymışsın. Onun hissiyatını haykırmanın ve bedbahtlığın ötesinde de kodlasaymışsın zahmet edip. Yok. In the Fade'de beş on dakikada alelacele tanıtılıp bombalı saldırıya kurban edilen aile için Aile yazan bölüm başlığı açılmasından tutun heavy metalci font ile beliren film ismine, karikatür avukatların hatır hutur sahne çiğnediği parodi gibi mahkeme salonu melodramına, küçükken TV'de izlediğimiz ve matah bir şey sandığımız şu rezil intikam filmlerinin tüm adi klişelerini barındıran final bölümüne kadar her şey acınası derecede gülünç. Filmin etik açıdan sorunlu, berbat bir sonu olduğundan şikayet edildiğini de duyuyorum ama bence finaldeki tercih, hazırlanışı her ne kadar filmin bütünü gibi cavalacoz da olsa, onun özgün, düşündürücü tek parçası.
In the Fade
Altın Kürelerde Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü kazanıp Oscar yolunda ümitlenen In the Fade'in adaylık dahi göremeden avucunu yalayışı ufak çaplı bir sürpriz yaşatmıştı. Aslında gayet öngörülebilir bir sonuçtu bu, çünkü bu kategoride filmlerin seçilebilme kriterinden tutun, kazanan tercihlerine kadar Oscarlarla neredeyse her yıl ayrı telden çalan bir ödül grubundan bahsediyoruz. Yine de Diane Kruger gibi Hollywood çevresi olan ve takdir edilen Avrupalı bir aktrisin varlığı son ana kadar taşıdı In the Fade'i. Fatih Akın da bitiş çizgisine kadar başarılı sayılabilecek bir ödül sezonu turu yapmış oldu kısaca. Peki gelelim filmin kendisine. Hiç gelmesem keşke. Farkındaysanız bu noktaya bir türlü varamamak için nerelerden daldım mevzuya. Hâlâ daha geveliyorum lafı. Fakat ne yapalım, yerim kısıtlı ve benim bu kadar başlık açtıktan sonra filmle ilgili bir şeyler söylemem gerekiyor. At gözlüklü, akıllara zarar, utanç verici kötülükte bir film In the Fade. Revaçta aşırı sağın Avrupa'da yabancı düşmanlığını terör eylemi seviyelerine vardırdığı vahim bir güncel gerçeklikten ana haber bülteni kurgusundan hâllice, bodoslama bir anlatı çıkarıyor Fatih Akın. Almanya'da faaliyet gösteren Nasyonal Sosyalist Yeraltı isimli neo-Nazi terör örgütünün kanlı istatistiklerini de kapanışa ekleyiverince duyarlı, kışkırtıcı ve mühim olduğunu sanmıyor mu, ibretlik. Oysa In the Fade ne aile, ne adalet ne de vicdan hükmünde kale alınır en ufak bir şey söylüyor. Oldu bittiye getiriyor bir kere her şeyi, hâlihazırda kanayan bir yara olan meselesini nüanssız, kabataslak bir olay örgüsü içinde baside indirgeyip değersizleştiriyor. Teröre politik değil, içgüdüsel, insani bir tepki olmak için çıkmışsa bile yola böylesi takozluğun alemi yok. Tamam, yaşananların sosyolojik boyutuyla ilgilenmiyorsun, kabul. Düşünen, kafa yoran bir filmden çok hisseden ve acıyan bir öz yakalama derdindesin, harika. E be kardeşim o zaman yasa, annenin ızdırabına bari biraz olsun incelikle, anlayışla yaklaşsaymışsın. Onun hissiyatını haykırmanın ve bedbahtlığın ötesinde de kodlasaymışsın zahmet edip. Yok. In the Fade'de beş on dakikada alelacele tanıtılıp bombalı saldırıya kurban edilen aile için Aile yazan bölüm başlığı açılmasından tutun heavy metalci font ile beliren film ismine, karikatür avukatların hatır hutur sahne çiğnediği parodi gibi mahkeme salonu melodramına, küçükken TV'de izlediğimiz ve matah bir şey sandığımız şu rezil intikam filmlerinin tüm adi klişelerini barındıran final bölümüne kadar her şey acınası derecede gülünç. Filmin etik açıdan sorunlu, berbat bir sonu olduğundan şikayet edildiğini de duyuyorum ama bence finaldeki tercih, hazırlanışı her ne kadar filmin bütünü gibi cavalacoz da olsa, onun özgün, düşündürücü tek parçası.

Yönetmen: Fatih Akın
Yıl: 2017
Süre: 106 dk
Oyuncular:  Diane Kruger, Denis Moschitto, Numan Acar, Johannes Krisch, Ulrich Tukur

 Yorum Gönder