Holiday

Dünyayı bela döndürüyor, diyor Holiday, ya onun acımasızlığına alışır büyürsün ya da seni çiğner atar. Tecavüz sahnesinin kopardığı gürültüyle adını duyuran bu ilk film bizim için asıl Bodrum'da çekilmişliğiyle dikkat çekici. Fakat tabii hakkında bu kadar konuşulunca her şey dönüp dolaşıp o sahneye, yönetmenin onu nasıl kullandığına ve niyetine kilitleniyor. Hatta o kısma kadar diken üstü bir bekleyiş söz konusu. Çerçeveye giren yerli inşaat işçilerini, acıkmış polislerimizi filan görünce yoksa yönetmen hesabı bizimkilere mi kesecek diye düşünmüyor değil insan. Her neyse, ilk bakışta kadın için aşağılanmanın en dip noktası olarak tipik bir işlev görüyorsa da o sahne, boşalmanın tasvirindeki alayla cinsiyet meselesinin üzerinde spesifik bir güç dinamiği bağlamı kazanıyor. Bir yeraltı imparatoriçesinin orijin hikâyesi izlenimi veriyor Holiday. Bodrum'a işle beraber kıyak bir tatil planıyla gelen Danimarkalı çetenin o zaman daha yeni, naif, hafif aptal üyesi, şimdi ise herkesi parmağında oynatan ölümcül lider dişisinin geriye dönüp ilk leşini hatırlaması gibi. Bir zamanlar nasıl da masumdum... Acı verici, umut kırıcı bir dumurun körpe resmi. Hayaller, hayatlar. Kızcağız dert yanıyor: "Masaya alkolle Fanta'yı yan yana koyuyorlar, özel bir şey olacak sanıyorsun. Ben on beşimde de böyle sarhoş oluyordum". Onun bu yalancı, hileli, nefret dolu dünyada kendine kalın bir deri kazanması süreci özellikle abartısız bir suça bulaşma anlatısı olarak sunuluyor. Mafya hayatların çoğunlukla romantize edilen sinemasal tantanası burada yok. Bodrum'un günlük güneşinde tüm katı yürekliliğiyle ürperten soluk benizli bir ayaz var sahnede sadece. Zerre anlaşılmayı beklemeyen, umursamayan. Bununla birlikte rahatsız edip, üşütmekten çok sıkıyor sanki o. Şok dalgaları yeteri kadar batmıyor maalesef burada. Kontrastlar vurucu işlenmediği için de film baştan sona aynı tonda devam edip eh işte dedirerek bitiyor.
Holiday
Dünyayı bela döndürüyor, diyor Holiday, ya onun acımasızlığına alışır büyürsün ya da seni çiğner atar. Tecavüz sahnesinin kopardığı gürültüyle adını duyuran bu ilk film bizim için asıl Bodrum'da çekilmişliğiyle dikkat çekici. Fakat tabii hakkında bu kadar konuşulunca her şey dönüp dolaşıp o sahneye, yönetmenin onu nasıl kullandığına ve niyetine kilitleniyor. Hatta o kısma kadar diken üstü bir bekleyiş söz konusu. Çerçeveye giren yerli inşaat işçilerini, acıkmış polislerimizi filan görünce yoksa yönetmen hesabı bizimkilere mi kesecek diye düşünmüyor değil insan. Her neyse, ilk bakışta kadın için aşağılanmanın en dip noktası olarak tipik bir işlev görüyorsa da o sahne, boşalmanın tasvirindeki alayla cinsiyet meselesinin üzerinde spesifik bir güç dinamiği bağlamı kazanıyor. Bir yeraltı imparatoriçesinin orijin hikâyesi izlenimi veriyor Holiday. Bodrum'a işle beraber kıyak bir tatil planıyla gelen Danimarkalı çetenin o zaman daha yeni, naif, hafif aptal üyesi, şimdi ise herkesi parmağında oynatan ölümcül lider dişisinin geriye dönüp ilk leşini hatırlaması gibi. Bir zamanlar nasıl da masumdum... Acı verici, umut kırıcı bir dumurun körpe resmi. Hayaller, hayatlar. Kızcağız dert yanıyor: "Masaya alkolle Fanta'yı yan yana koyuyorlar, özel bir şey olacak sanıyorsun. Ben on beşimde de böyle sarhoş oluyordum". Onun bu yalancı, hileli, nefret dolu dünyada kendine kalın bir deri kazanması süreci özellikle abartısız bir suça bulaşma anlatısı olarak sunuluyor. Mafya hayatların çoğunlukla romantize edilen sinemasal tantanası burada yok. Bodrum'un günlük güneşinde tüm katı yürekliliğiyle ürperten soluk benizli bir ayaz var sahnede sadece. Zerre anlaşılmayı beklemeyen, umursamayan. Bununla birlikte rahatsız edip, üşütmekten çok sıkıyor sanki o. Şok dalgaları yeteri kadar batmıyor maalesef burada. Kontrastlar vurucu işlenmediği için de film baştan sona aynı tonda devam edip eh işte dedirerek bitiyor.

Yönetmen: Isabella Eklöf
Yıl: 2018
Süre: 90 dk
Oyuncular:  Victoria Carmen Sonne, Lai Yde, Thijs Römer

 Yorum Gönder