Isle of Dogs

Fantastic Mr. Fox ile stop-motion animasyonun tadını alan Wes Anderson kanlı canlı oyuncularla mesaisinin ardından Isle of Dogs'da kuklalarına yeniden kavuşuyor. Hem de ne kavuşma. Cicili bicili filmlerin saygın auteurü bu yeni sanatkâr ego tribinde detaycı kompozisyonlar, simetri takıntısı ve fahiş süslemecilikte kendini aşarak nefes aldırmayan bir gözü dönmüşlük sergilerken kendi kendinin parodisine dönüşme yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yine en noktaları birleştir ve boyasından bir senaryo hazırlamış kendine. Ardında sevgisizlik yatan çeşitli bahanelerle insanoğlunun kadim dostu köpeğiyle arası açılmak istenmekte. Harika bir önerme bu aslında. Ta ki itiş kakış bir serüvene evrilene ve sinsi bir siyasi bağlam edinene kadar. Mülteci sorununa dokunduran yersiz yurtsuz hasta köpekler alegorisi insan ile köpeği en değerli yetide, can taşımada aynı kefeye koyabilecek bir babayiğit için hiçbir sorun çıkarmazdı. Fakat Wes Anderson sınıf ayrımını efendi ve sadık hizmetkâr olarak net bir şekilde yaptığı için göstermelik duyarı onu gelip sevimsiz kıçından bir güzel ısırıyor. Yetmiyor adam oryantalizmin ders kitaplarına geçecek kadar nihai bir kötü örneğini sergileyecek oluyor. Japon stereotip eleştirilerini o kültüre hakim olanlara bırakacağım ama bu kültürel çeşni meselesini hakkını vererek yerine getirmiş bir başka animasyon filmi daha yeni izledik. Pixar'ın Coco'sundan bahsediyorum. Meksika dekordan ibaret değildi orada, duygusal bir dinamizmle verilmişti. Burada ise Japonya dili ve kültürüyle Anderson pelüşlerinin ambalaj kağıdı olarak kullanılıyor. Bu yukarıda ifade ettiğim alegorideki zihniyetin görece daha zararsız bir başka yansıması. Filmin esas problemiyse pakedi süslerken içini unutması. Dolayısıyla böyle dikik dikik edilmeye fırsat vermesi. Onca emek...ve böylesi ruhsuzluk. Yönetmenin alametifarikası sırnaşık bir hoş ama boşluk. Tevekkeli değil ağzı var dili yok kuklalardan ve süs eşyalarından bu kadar zevk alıyor. Mecrasını bulmuş adam, kendi hâline bırakalım mutlu mesut yaşasın.
Isle of Dogs
Fantastic Mr. Fox ile stop-motion animasyonun tadını alan Wes Anderson kanlı canlı oyuncularla mesaisinin ardından Isle of Dogs'da kuklalarına yeniden kavuşuyor. Hem de ne kavuşma. Cicili bicili filmlerin saygın auteurü bu yeni sanatkâr ego tribinde detaycı kompozisyonlar, simetri takıntısı ve fahiş süslemecilikte kendini aşarak nefes aldırmayan bir gözü dönmüşlük sergilerken kendi kendinin parodisine dönüşme yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yine en noktaları birleştir ve boyasından bir senaryo hazırlamış kendine. Ardında sevgisizlik yatan çeşitli bahanelerle insanoğlunun kadim dostu köpeğiyle arası açılmak istenmekte. Harika bir önerme bu aslında. Ta ki itiş kakış bir serüvene evrilene ve sinsi bir siyasi bağlam edinene kadar. Mülteci sorununa dokunduran yersiz yurtsuz hasta köpekler alegorisi insan ile köpeği en değerli yetide, can taşımada aynı kefeye koyabilecek bir babayiğit için hiçbir sorun çıkarmazdı. Fakat Wes Anderson sınıf ayrımını efendi ve sadık hizmetkâr olarak net bir şekilde yaptığı için göstermelik duyarı onu gelip sevimsiz kıçından bir güzel ısırıyor. Yetmiyor adam oryantalizmin ders kitaplarına geçecek kadar nihai bir kötü örneğini sergileyecek oluyor. Japon stereotip eleştirilerini o kültüre hakim olanlara bırakacağım ama bu kültürel çeşni meselesini hakkını vererek yerine getirmiş bir başka animasyon filmi daha yeni izledik. Pixar'ın Coco'sundan bahsediyorum. Meksika dekordan ibaret değildi orada, duygusal bir dinamizmle verilmişti. Burada ise Japonya dili ve kültürüyle Anderson pelüşlerinin ambalaj kağıdı olarak kullanılıyor. Bu yukarıda ifade ettiğim alegorideki zihniyetin görece daha zararsız bir başka yansıması. Filmin esas problemiyse pakedi süslerken içini unutması. Dolayısıyla böyle dikik dikik edilmeye fırsat vermesi. Onca emek...ve böylesi ruhsuzluk. Yönetmenin alametifarikası sırnaşık bir hoş ama boşluk. Tevekkeli değil ağzı var dili yok kuklalardan ve süs eşyalarından bu kadar zevk alıyor. Mecrasını bulmuş adam, kendi hâline bırakalım mutlu mesut yaşasın.

Yönetmen: Wes Anderson
Yıl: 2018
Süre: 101 dk
Oyuncular: Bryan Cranston, Koyu Rankin, Edward Norton, Bob Balaban, Bill Murray, Jeff Goldblum, Kunichi Nomura, Akira Takayama, Greta Gerwig, Frances McDormand, Scarlett Johansson, Harvey Keitel, F. Murray Abraham, Tilda Swinton, Yoko Ono

 Yorum Gönder