Ready Player One

Steven Spielberg kendinin de başlıca kılavuzlarından biri olduğu 70ler 80ler 90lar eğlence sektörünün kolektif hafızaya kazınmış zirve noktalarını özlemle anma fırsatı yakalıyor Ready Player One'da. İçerik ile yönetmenin uyumu kusursuz anlayacağınız. Ernest Cline'ın "hayran icadı" tabirini tıka basa genişlettiği aynı adlı bilimkurgu romanı onun ellerinde çocuksu bir heyecanla görsellik kazanıyor. Dönemin bilgisayar oyunlarından sinema ve müziğine sersemletici bir referans lokomotifinin başı çektiği hızlı bir eğlence treni bu. Video oyunların sanal gerçeklik serüveninin yeni yeni dijital dünyalar yarattığı ve online tatminlerin gerçekçi beklentilerin yerini aldığı bir yakın gelecekte geçen filmin kendi de start tuşuna basmamız için yanıp sönen bir oyundan fazlası değil aslına bakarsanız. Hatta özellikle zorluk derecesi en azdan başka seçenek sunmayan bir oyun. Spielberg kitlelere nostalji şeridinde attıracağı turun mümkün olduğunca hoş ve tehlikesiz geçmesi için elinden geleni yapıyor. Bu yeniden çocuk olma simülasyonu oyuncusuna hüzünlenme fırsatı tanımıyor asla. Filmin basit çatışmalarda kurulmuş düz karakterleri de duygusal olarak en fazla bir joystick'in iç dünyası kadar kapsamlılar. Çünkü bir hikâye değil bir düş sunmak var hedefte. Ready Player One bu anlamda seyircinin seyirci oluşundan ekstra yararlanıyor ve onu bu farkındalığa davet ediyor. Popüler kültür pastişinin buradaki açgözlü, mirasyedi hâlleri bile özel olarak çalışılmış bir kaosa işaret ediyor. Evet doğru, makinistimiz kaynakçası zengin görünsün diye iki cümlede bir yerli yersiz referans kullanan aptalımsı bir kolej öğrencisini andırıyor. Ama oradan buradan duyusal uyaranların yüzümüze gözümüze fırladığı bu korku tüneli kurulumu bir oyuncak kutusu dağınıklığının aşinalığıyla gayet şen uzatıyor dost elini. Bu durum karşısında da çıkış noktası jenerikliğin ta kendisi olan bir filmi jenerik olmakla eleştirmek komik olur. Yine de biraz daha insanlığa dair bir şeyler bulmak istiyor insan sinemaya gittiğinde. Hani, bizler gerçeklerden kaçmak için başvuruyoruz bu eğlence mecralarına denip bırakılmasa keşke, deşilse. Bu kaçışın tercih ve ihtiyaç nedenleri üzerine düşünülse. O film bu film değil kardeş diye uyarabilir Spielberg. Biz burada lisanslı ürünlerden diyabet tehlikesi taşıyan bir pop şeker akını sahneliyoruz. Peki der otururum.
Ready Player One
Steven Spielberg kendinin de başlıca kılavuzlarından biri olduğu 70ler 80ler 90lar eğlence sektörünün kolektif hafızaya kazınmış zirve noktalarını özlemle anma fırsatı yakalıyor Ready Player One'da. İçerik ile yönetmenin uyumu kusursuz anlayacağınız. Ernest Cline'ın "hayran icadı" tabirini tıka basa genişlettiği aynı adlı bilimkurgu romanı onun ellerinde çocuksu bir heyecanla görsellik kazanıyor. Dönemin bilgisayar oyunlarından sinema ve müziğine sersemletici bir referans lokomotifinin başı çektiği hızlı bir eğlence treni bu. Video oyunların sanal gerçeklik serüveninin yeni yeni dijital dünyalar yarattığı ve online tatminlerin gerçekçi beklentilerin yerini aldığı bir yakın gelecekte geçen filmin kendi de start tuşuna basmamız için yanıp sönen bir oyundan fazlası değil aslına bakarsanız. Hatta özellikle zorluk derecesi en azdan başka seçenek sunmayan bir oyun. Spielberg kitlelere nostalji şeridinde attıracağı turun mümkün olduğunca hoş ve tehlikesiz geçmesi için elinden geleni yapıyor. Bu yeniden çocuk olma simülasyonu oyuncusuna hüzünlenme fırsatı tanımıyor asla. Filmin basit çatışmalarda kurulmuş düz karakterleri de duygusal olarak en fazla bir joystick'in iç dünyası kadar kapsamlılar. Çünkü bir hikâye değil bir düş sunmak var hedefte. Ready Player One bu anlamda seyircinin seyirci oluşundan ekstra yararlanıyor ve onu bu farkındalığa davet ediyor. Popüler kültür pastişinin buradaki açgözlü, mirasyedi hâlleri bile özel olarak çalışılmış bir kaosa işaret ediyor. Evet doğru, makinistimiz kaynakçası zengin görünsün diye iki cümlede bir yerli yersiz referans kullanan aptalımsı bir kolej öğrencisini andırıyor. Ama oradan buradan duyusal uyaranların yüzümüze gözümüze fırladığı bu korku tüneli kurulumu bir oyuncak kutusu dağınıklığının aşinalığıyla gayet şen uzatıyor dost elini. Bu durum karşısında da çıkış noktası jenerikliğin ta kendisi olan bir filmi jenerik olmakla eleştirmek komik olur. Yine de biraz daha insanlığa dair bir şeyler bulmak istiyor insan sinemaya gittiğinde. Hani, bizler gerçeklerden kaçmak için başvuruyoruz bu eğlence mecralarına denip bırakılmasa keşke, deşilse. Bu kaçışın tercih ve ihtiyaç nedenleri üzerine düşünülse. O film bu film değil kardeş diye uyarabilir Spielberg. Biz burada lisanslı ürünlerden diyabet tehlikesi taşıyan bir pop şeker akını sahneliyoruz. Peki der otururum.

Yönetmen: Steven Spielberg
Yıl: 2018
Süre: 140 dk
Oyuncular:  Tye Sheridan, Olivia Cooke, Mark Rylance, Ben Mendelsohn, Lena Waithe, Philip Zhao, Win Morisaki, Simon Pegg, T. J. Miller

 Yorum Gönder