You Were Never Really Here

Çocuk yaşta aile içi şiddet ve cinsel taciz mağduriyetlerinin sebep olduğu psikolojik hasarı yetişkinliğe vahşet feveranlı şık darbelerle taşıyor You Were Never Really Here. Bilincin buradaki asabi, amansız, tuzla buz olmuş akışında kurbanlar yaşadıkları felaketler yüzünden hayata küserlerken, filmin aklı fikri onların travmatik kafa içi resimlerinden estetik kareler yakalamada. Koyun can derdinde kasap et derdinde vaziyeti tam olarak. Yönetmen pozcu görsel vizyonunu belirli bir ruh hâlini yakalamak için değil, direkt o ruh hâlinin kendisini stilize etmek için kullanırken istismar sinemasında yeni bir sersemliğe imza atıyor. You Were Never Really Here özünde ne parçalara ayrılıp incelenebilir bir karakter tahlili ne de dolambaçsız bir intikam masalı çünkü. Havalı açılara, neon aydınlatmalara gelmeyen kanayan bir mahremin, can alıcı bir duygusal iflasın filmi o ve şu tabloda baş tacizcisi yönetmenin ta kendi. Aynı kötü muameleyi filmin her nasılsa övgülere boğulan kurgusunda da gözlemlemek mümkün. Hissizleşmenin ve yitip gitmişliğin ifadesi bir yakarış olarak amaç edinileceğine, biçimin gösteri araçlarından biri hâline getiriliyor. Bu kurgunun anlatıya ruhsal bir yara derinliği kazandıracak bir vahamet, bir muğlaklık sağladığı filan yok. Tetikçinin en sevdiği silahın neden bir çekiç olduğuna kadar her detay agresifçe zevksiz flashbackler ve her biri olay örgüsünü bir sonraki aşamaya taşıyan, yerlerine özellikle konmuş temalı halüsinasyonlarla kaşıkla veriliyor zaten ağzımıza. Tüm bunlar kendi kayıp çocukluğunun acısını bir nebze olsun dindirebilmek için hâlihazırda yaşayan bir başkasınınkini kurtarmaya ant içen adamın karşılaşacağı, artık canına tak etmiş kurbanın kendiyle aynı yolun yolcusu olduğunun zifirî karanlık gerçeğini gayet sıradan bir akıbete indirgiyor. Bir katile dönüşmeye dair nasıl müthiş bir kavrayış anı saklı orada hâlbuki. Zulümden çıkarılacak zarafet orada asıl. Manada. Zarafet illa görsel bir tezahür kazanmak zorunda değil, hele buradaki gibi göz alıcı tarzını konuşturmak zorunda hiç değil. Günün sonunda Lynne Ramsay'nin filminin bu anlayışsızlıkla yolsuzluğa ve acı veren insani hakikatlere dair esaslı en ufak bir şey söyleyememesi beni şaşırtmıyor. İnsanın eksikliği dahi eksik çünkü filminde.
You Were Never Really Here
Çocuk yaşta aile içi şiddet ve cinsel taciz mağduriyetlerinin sebep olduğu psikolojik hasarı yetişkinliğe vahşet feveranlı şık darbelerle taşıyor You Were Never Really Here. Bilincin buradaki asabi, amansız, tuzla buz olmuş akışında kurbanlar yaşadıkları felaketler yüzünden hayata küserlerken, filmin aklı fikri onların travmatik kafa içi resimlerinden estetik kareler yakalamada. Koyun can derdinde kasap et derdinde vaziyeti tam olarak. Yönetmen pozcu görsel vizyonunu belirli bir ruh hâlini yakalamak için değil, direkt o ruh hâlinin kendisini stilize etmek için kullanırken istismar sinemasında yeni bir sersemliğe imza atıyor. You Were Never Really Here özünde ne parçalara ayrılıp incelenebilir bir karakter tahlili ne de dolambaçsız bir intikam masalı çünkü. Havalı açılara, neon aydınlatmalara gelmeyen kanayan bir mahremin, can alıcı bir duygusal iflasın filmi o ve şu tabloda baş tacizcisi yönetmenin ta kendi. Aynı kötü muameleyi filmin her nasılsa övgülere boğulan kurgusunda da gözlemlemek mümkün. Hissizleşmenin ve yitip gitmişliğin ifadesi bir yakarış olarak amaç edinileceğine, biçimin gösteri araçlarından biri hâline getiriliyor. Bu kurgunun anlatıya ruhsal bir yara derinliği kazandıracak bir vahamet, bir muğlaklık sağladığı filan yok. Tetikçinin en sevdiği silahın neden bir çekiç olduğuna kadar her detay agresifçe zevksiz flashbackler ve her biri olay örgüsünü bir sonraki aşamaya taşıyan, yerlerine özellikle konmuş temalı halüsinasyonlarla kaşıkla veriliyor zaten ağzımıza. Tüm bunlar kendi kayıp çocukluğunun acısını bir nebze olsun dindirebilmek için hâlihazırda yaşayan bir başkasınınkini kurtarmaya ant içen adamın karşılaşacağı, artık canına tak etmiş kurbanın kendiyle aynı yolun yolcusu olduğunun zifirî karanlık gerçeğini gayet sıradan bir akıbete indirgiyor. Bir katile dönüşmeye dair nasıl müthiş bir kavrayış anı saklı orada hâlbuki. Zulümden çıkarılacak zarafet orada asıl. Manada. Zarafet illa görsel bir tezahür kazanmak zorunda değil, hele buradaki gibi göz alıcı tarzını konuşturmak zorunda hiç değil. Günün sonunda Lynne Ramsay'nin filminin bu anlayışsızlıkla yolsuzluğa ve acı veren insani hakikatlere dair esaslı en ufak bir şey söyleyememesi beni şaşırtmıyor. İnsanın eksikliği dahi eksik çünkü filminde.

Yönetmen: Lynne Ramsay
Yıl: 2018
Süre: 90 dk
Oyuncular:  Joaquin Phoenix, Judith Roberts, Ekaterina Samsonov

 Yorum Gönder