BlacKkKlansman

BlacKkKlansman
Spike Lee'nin afro fiyakalı cayır cayır bir sosyal bilinçle yanan bu yeni şeridi, Rüzgar Gibi Geçti filminden paylaştığı iç savaş sonrası yara saran bir Amerika resmiyle yaptığı açılışın hemen ardına, Yahudi lobisini ülkeyi melezleştirerek bozmakla suçlayan ırkçı, faşist bir dallamanın uslanmasız, kin dolu sayıklamalarını içeren kurmaca bir kamu spotu yerleştiriyor. İthamlar, hedef göstermeler, öfke kusmalar fazlasıyla tanıdık bir politik kültürsüzlüğe işaret etmekte. Ayrımcı siyasetin nefesi dünyanın her yerinde aynı kokuyor. Lee bu girizgâh ile taşkın ve gözü kara bir hicvin fitilini ateşler ateşlemez 1970lerde geçen hikâyenin kahramanıyla, Colorado'nun ilk siyahi polis memuru Ron Stallworth ile tanıştırıyor bizi. İç savaşından aslında hiç çıkamamış bir Amerika'da sistemik ırkçılığı her zerresiyle yaşayan bu adam telefon şakası gibi başlayan bir operasyonlar zinciriyle köktenci grup Ku Klux Klan'in yüksek mercilerine kadar sızmayı başaracak. Afrikan-Amerikan toplumsal mesele filmlerinin serkeş üstadı Spike Lee, yaşananları ancak 2005'te emekli olduktan sonra açıklayabilip 2014'te anılarını kitaplaştıran Stallworth'un bu "harbiden sahiden" yaşanmış hikâyesini geniş kitlelere ulaştırma gayretinde takdire şayan bir sanatçı faaliyeti sergiliyor. Hollywood'un sinemasal kahramanlıklarına hizmet eden bir kurguyla, başlayan ve biten ilginç bir öyküye indirgemiyor onu. Yaşıyor. Tarih önünde ve kültürel mirasın ışığında tüm entelektüel birikimiyle hesap vererek yaşıyor. Sızısı dinmemiş, yankıları süren bir kolektif bilinç olarak değerlendiriyor onu. Acısını örneklendiriyor, belgeliyor. O acının katliam anlarını hatırlatıyor, o acıya sebep olan ve onun sebebiyet verdiği sanat eserlerini anıyor. Sivil hak ve özgürlükler üzerine fikirler ve izlenimlerle bol referanslı bir makale filme dönüştürüyor BlacKkKlansman'ı. Elbette bu tercihin kendine has sıkıntıları da var. Kimi kısımların (romantik yakınlaşma mesela) hikâyeye iyi yedirilebildiği söylenemez. Kurulan birtakım paralellikler sırıtıyor, ve hatta film argümanını bazı bazı çok boğuyor. Fakat BlacKkKlansman giriştiği etraflıca kültür analizini ses, söz ve diyalekt üzerinden öylesine coşkulu yapıyor ki en nihayetinde bütün film etkili bir feryada dönüşüyor. Söylemlerin, sloganların ve bir aracı olarak sinemanın gücü üzerine düşünüyor o. Jesse Washington'ın 1916 tarihli kan donduran linçinin ayak izlerini D. W. Griffith'in bir yıl önce 1915'te gösterilip geniş kitlelere ulaşan ve onlara tiksinti ve nefret tohumları eken ırkçı filmi Bir Ulusun Doğuşu'nda arayıp buluyor. Rüzgar Gibi Geçti'nin ılımlı ayrımcılığına dokunduruyor. 1960lar ve 70lerin siyahi başkaldırı sinemasına saygı duruşunda onlardaki farkındalığın ve direnişin güçlü sembolleriyle ilgileniyor. Bu izlekte Stallworth'un bir telefon konuşmasıyla yani bizzat kendi sesiyle dönüşen hikâyesi sesi duyurmaya ve söz hakkına dair kuşatıcı bir tematik bütünlük kazanıyor. Lee'nin tüm bu çekişme ve anlaşmazlıklara yaptığı ironik komedi tefsiri ise anlatıda bilinçli bir uyumsuzluk sağlamanın ötesinde muhteşem bir tokat saklıyor. 2018 sineması güldürürken düşündüren BlacKkKlansman'ın finalindeki karına yumruktan daha çok acıtan bir şey ile karşılaşmayabilir.
Yıl: 2018
Yönetmen: Spike Lee
Senaryo: Ron Stallworth (anı), Charlie Wachtel, David Rabinowitz, Kevin Willmott, Spike Lee (uyarlama)
Süre: 135 dk
Oyuncular: John David Washington, Adam Driver, Laura Harrier, Topher Grace, Ryan Eggold, Jasper Pääkkönen, Paul Walter Hauser, Ashlie Atkinson, Frederick Weller, Corey Hawkins, Robert John Burke, Harry Belafonte

 Yorum Gönder