The Nun

The Nun
The Conjuring Evreni karanlık köşelere ve loş koridorlara nam salmış iblislerini aceleye getirilmiş başlangıç hikâyeleriyle gişeye sürmeye devam ediyor. Annabelle'den sonra sırada yılanların markisi cehennemin kapı bekçisi Valak var. The Nun'ın kötülüğün nemrut bir rahibe kılıklı kökenine ilişkin sır perdesini aralamak üzere düştüğü yolda karşısına Katolik Kilisesi'nin çıkması şaşırtıcı değil. Vatikan'ın görevlendirdiği "mucize avcısı" bir rahip 1950'ler Romanya'sı kırsalında intihar vakalarına sebebiyet verdiğine inanılan lanetli bir manastırı araştırmaya geliyor. Daha yapılan ilk keşif gezisiyle yapının giriş salonunda odağa kurulmuş taştan tahtın başında kendi kuyruğunu ısıran bir yılan kabartmasıyla karşılaşıyoruz. Bu, karizmatik umacımızın bize daha önce de bildirilmiş sürüngen yaradılışının gereği olarak oraya buraya serpiştirdiği imzalardan biri gibi görünebilir önce. Fakat aslında o, filme dair ciddi bir vahametin, bu hikâyenin azılı düşmanı ve nihai kötüsünün Valak olmadığının ilk işaretini sunuyor. Valak manastırdan bozma bu kilisede çivi çiviyi söker oynayıp organize din düşkünlerinin anasını ağlatırken yer yer alkışlık pozlar veriyor vermesine ama ondaki kötücül daha büyük bir kötünün gölgesi altında eziliyor. The Nun kiliseyi resmen kötülük tohumunun üzerine yerleştiren, ona kanayan bir yara muamelesi yapan ve genç bir rahibeyi dini yeminlerini eder etmez yem eden kritik dokunuşlarıyla, merkezi dinlerin şeytanlara olan zorunlu ihtiyacına ve yeri geldiğinde şeytanın ta kendisi olabilen kaygan tabiatlarına gönderme yaparak sergilediği şaşırtıcı hakkaniyetle meramını pekiştirse de bir anti-hikâye anlattığının farkına varamıyor maalesef. Kilise ile aynı ortama konmuş Valak esvabı ile mizacının görünürdeki çelişkisinin esrarengizliğini yitiriveriyor. Şaşırtmıyor bir kere artık, ürkütmüyor. Kılığının bütün büyüsü kaçıyor. Böyle bir anlatı içinde Kilise'nin bizzat peydahladığı, yeri ve zamanı gelince de tu kaka ettiği alelade bir piyona dönüşüyor. Yine diyorum The Nun dinin iktidarını itham ederken çok doğru noktalara parmak basıyor, ama burada ne bir karakter ne de bir olay örgüsü var. Daha çok bir tefekkür sürecinin resmi bu ve açıkça söylemek gerekirse anlatısal olarak pek bir şey ifade etmiyor. Üzerine bir de ana akım korku filmi ezberi ile böö cöö çalışılınca işin içinden iyice çıkılmaz hâle geldiğini de söylemem gerek.
Yıl: 2018
Yönetmen: Corin Hardy
Senaryo: Gary Dauberman
Süre: 96 dk
Oyuncular: Taissa Farmiga, Bonnie Aarons, Demian Bichir, Jonas Bloquet, Ingrid Bisu

 Yorum Gönder