Under the Silver Lake

Under the Silver Lake
Son yılların en esaslı korku filmi It Follows'u yazıp yöneten David Robert Mitchell ışıldayan şeytani dehasını sofistike bir kültür kritiğinde daha gözler önüne seriyor. Prömiyerini 71. Cannes Film Festivali'nde yapan Under the Silver Lake orada maruz kaldığı çoğunlukla aksi eleştirilere rağmen sayılı seyircisini eliyle koymuş gibi bulacak arsız, ayrıksı, özel bir film. Hollywood'un soyut yamacında popüler kültür mitinin peşine düşen bu zırdelilik baş döndürücü arayışının karşılığını gani gani alıyor. Güneş banyosuna yatmış yazlık bir Los Angeles'ta neo-noir bir çetrefil ile başlıyor okültizm turu. Aylak bir genç adam apartman dairesine kapanmış ot kafası günlerine yeni tanıştığı bir güzelin sırra kadem basmasıyla dur diyor. Hem kaybolan sadece kız değil, ünlü bir medya patronundan da haber alınamamakta. Sokaklar huzursuz. Bir köpek katili bir köpekten çok daha fazlasını kafasına koymuş, gölgelerde terör estiriyor. Fahiş teras partilerinde sefahat son bulmuyor belki ama bu şehirde sahiden ters giden bir şeyler, kol gezen birtakım karanlık güçler var. Birkaç ipucu, yaşananlara ışık tutan çizgi romanlar ve bir komplo teorisi onlarla kafayı bozanların hayata bakışını sonsuza dek değiştirecek. Los Angeles'ın "lanetlenmiş topluluğu" bizzat üretimine katıldığı materyalist kültürün canavar ağzına düşüp çiğnenmek üzere. Under the Silver Lake Marx'ın öne sürdüğü, insanın ürünleri içinde kendini kaybetmesini, bu ürünlerin insan üretimi oldukları hâlde insana karşıt ve ezici gerçekler hâline gelmesini açıklayan yabancılaşma kavramını popüler kültür uyaranları üzerine düşünerek değerlendiriyor. Biz bu noktaya nasıl geldik, sorumlular kim ve bu düzen kimin çıkarına çalışıyor gibi suallerle yürüyen bir anlamlama sorununa odaklanan film kültür lisanını deşifresinde bireyi yaradanıyla karşı karşıya getiriyor. O yaradan ki yine bireyin kendi hayal gücünden başkası değil. Dil ve sembol kullanma yetimiz, öznel etkinlik ve yaratıcılığımız, ve bu uğurda tutku ve takıntılarımız Under the Silver Lake'te metaların fetişizmi kabusunu köpürtürken, film şov endüstrisinin, artık new age'in de new age'inde bir aşkınlık tutturarak istisnasız her şeyin bir bildiri niteliği kazandığı bu dünyada, herkesi ve her şeyi kapsayan ve yutan yeni bir dini karşıladığını, hatta karşılamayı bırakın ona ibadete başlayalı çok olduğunu gösteriyor. Hollywood, esiri olduğu çizgi roman furyasıyla elbette müthiş bir kanvas sunuyor bu anlatıya. Başrolde Örümcek Adam eskisi Andrew Garfield'ın varlığı bile seyircisine göz kırparak metinlerarası bir anlama kavuşuyor. Yine kültürel üretimimizin etüdü için bir tümevarım fikriyle, önce Hollywood'u anlamak ve onun dilini çözmekle ilgileniyor Mitchell'ın filmi. Bunu başarmanın o dilini konuşmaktan geçtiğinin farkında. O yüzden film yıldızları, reklam yüzleri ve medyanın göz bebekleri olmaktan öte kamusal bir nefes alma alanı tanınmıyor buradaki kadınlara. Onlar filmde ifade edildiği üzere şehrin "erkek bakış"ının şeyleştirdikleri ganimetlerden ibaretler. Fakat gene onlar insanoğluna yol göstericiliğe soyunuyorlar. Yolun sonunda bizim kültürümüzün de gayet aşina olduğu hurili ahiret inancının, Under the Silver Lake'te sakinleri için bir cehenneme dönüşmek üzere olan Hollywood cennetinin kadın imajı aracılığıyla gökten yeryüzüne, hatta doğru ifade etmek gerekirse yeraltına türbe mahzenlere indirilişi kurmacanın kurmacalığını pekiştirmek için varoluşsal bir kontekst sağlıyor. Çünkü bütün bunların ardında hayatlarımızın bir gizeminin kalmadığı düşüncesi, çözülecek bir bilmecenin olmadığı, mesajların içlerinde başka, derin mesajlar barındırmadığı tedirginliği, hayatlarımızla ne yapacağızın bıkkın sorusu yatmakta. O yüzden ki anlamsız bir hiçlikte savrulmaktansa kafamızda kurduğumuz yüce bir yaradanın satranç oyununda, hamleleri kısıtlı piyonlar olmayı yeğliyoruz. Hamlelerimizin kısıtlanması aslında hoşumuza gidiyor, çünkü yaratıcılığımız güçleniyor. Sonra, kendimize hikâyeler anlatmayı ve yine en önce kendimizi onlara inandırmayı seviyoruz. Varsa eğer master plan da biziz, onun gizli kodları da biziz, dünyaya atılmış, kapatılmış.
Yıl: 2018
Yönetmen: David Robert Mitchell
Senaryo: David Robert Mitchell
Süre: 139 dk
Oyuncular: Andrew Garfield, Grace Van Patten, Riley Keough, Topher Grace, Callie Hernandez, Patrick Fischler, Luke Baines, Jeremy Bobb, Don McManus

 Yorum Gönder