Climax

Climax
Bu yıl Cannes'da davet aldığı Yönetmenlerin On Beş Günü programının en iyi filmi seçilen Climax festival akabinde paylaşılan afişiyle Gaspar Noé takipçilerini iyice moda sokmuştu. Yönetmenin önceki filmlerine seyirci tepkileri sıralıyordu afiş. I Stand Alone'u beğenmediniz, Irréversible'dan nefret ettiniz, Enter the Void'dan tiksindiniz, Love'a küfrettiniz, bir de Climax'i deneyin diyordu. Beterin beteri var sırıtışlı bu söylem yönetmenin filmografisini isim isim anışıyla Climax'i özgönderimsel bir döngüye dahil ediyor ve yönetmenin şok edip iğrendirerek nefret kusturmayı çok seven tepkisel sinemasını bir anlamda tartışmaya açıyordu. Noé'nin parmağı vardı bu afişte pekâlâ. Çünkü esasında bir kolajdı Climax. Yönetmenin sinemasının madde bağımlılığından zorbalığa, cinsel tacizden hamile bir kadına dayak atmaya kadar varan muhtelif zirve (ya da dip) noktaları burada tekrar ziyaret ediliyordu. Love'ın ses getirmeyen menili duygusallığından sonra Noé kasedi başa sarmak istemiş olabilirdi. Hem bu rejenerasyon sürecini başlı başına bir film olarak değerlendirmekte ne sakınca vardı ki, aksine, alenen sanatı üzerine düşündüğü bir geçiş döneminde hamlamaması yönetmenin hayrına olacaktı. Sırf Irréversible'ı düşünecek olsam (sevenlerinin onun alçakça kodlanmış güdümlü şiddetini bu kadar fütursuz göstermesinde bir şiddet karşıtlığı görme hüsnükuruntularını hiçbir zaman anlamayacağım) bu muhasebenin sinemada insaniyet adına vahim bir gelişme olduğunu söyleyebilirdim belki, ama hayır, sinemaya Enter the Void gibi sadece Noé'nin düşleyebileceği sersemletici bir narkotik odyssey armağan ederek onun ufkunu sonsuza dek genişleten artistik bir gözü karalığın da potansiyeli söz konusu. Gelgelelim, dans pistinde Climax'in greatest hits potpurisini deneyimlerken hokkabazın şapkasından çıkaracak başka tavşanı kalmamış olabileceği ihtimalini görmezden gelemedim. Kurgu hilelerinden tutun kamera oyunlarına kadar sırtını dayadığı her şeyi daha önce kullanılmış ve o oranda ilginçliklerini yitirmiş bir film buldum karşımda. Sonu başında başı ortasında jenerik konumlandırmalar ve beylik aforizmalarla ederinden fazlası olduğunu düşündürecek zevzek "san'at" süslerini de âcizlik olarak okudum. Gerçi tüm bu ucuz üçkağıt Noé'nin bir kitleyi onların gözünü boyamak vesilesiyle trolleyişi olarak da kabul edilebilir. İlginç hiç mi bir şey yoktu peki? Yo, vardı. Gaspar Noé'nin kuir ve siyahi kültüre (azınlık kültürlere) sistem karşıtlığı özelinde çok şey borçlu olduğunu ilk defa tam anlamıyla çakması hem ilginç hem de memnuniyet vericiydi. Filmin seyircisine geçen kinetik enerjisinin (Tanrı bizimle! haykırışlarını haklı çıkaran o muhteşem ilk dans neydi öyle?) fizikselliği ve komple beden dili tüm o vogue'lar, death drop'lar ve kırıtmalarla hiç tartışmasız kuir ve siyahi bir dilden konuşuyor, ve Climax'te Noé onları ilk defa bir sebep değil bir muhatap olarak kolektif bir çıkmazın içinde kabul ediyor. Aynı Noé marazi şiddet egzersizlerine oyuncak ettiği, içkileri ilaçlanmış bu gençleri soysuzluk ve nihilizm üzerinden bir kuşak eleştirisinin malzemesi yapmıyor değilse de yer yer, en azından peşin hükmünü aşmış görünüyor. Finalde empati kurabiliyor onlarla. İşte bu kazanım ışığında Climax'i tamamen lüzumsuz olarak göremiyor ve azılı haydutun bir sonraki ihlalini merak ediyorum.
Yıl: 2018
Yönetmen: Gaspar Noé
Senaryo: Gaspar Noé
Süre: 95 dk
Oyuncular: Sofia Boutella, Romain Guillermic, Souheila Yacoub, Kiddy Smile, Claude-Emmanuelle Gajan-Maull, Giselle Palmer, Taylor Kastle, Adrien Sissoko, Sarah Belala

 Yorum Gönder