Suspiria

Suspiria
"Wieder öffnen" (Yeniden açmak). Madame Blanc'ın bir dans egzersizi için kullandığı büyülü söz. Hareket, hareket, hareket ve ayakları yerden kesmek. Yukarıya, yukarıya, daha yukarıya. "Hareket asla sessiz değildir," diyor Blanc, "bir lisandır o". Ardından tek bir perspektifin asla yeterli olmayacağını söylüyor favori öğrencisine aynalı odada. Bu favori öğrenci Susie Bannion'dan başkası değil. Alman bir dans akademisinden bozma cadı kazanı, Susie'ye bir kez daha merhaba diyor. Bu sefer tarihler 1977'yi göstermekte. İlk filmin gösterim yılı onun bu yeniden düşlenişi için kilit tarih seçilmiş. Berlin Duvarı ayakta. Suspiria kamçılayıcı bir sosyopolitik alegoriye kavuşuyor: "Dışarıda olanlar, içeride olanlar, olacaklar...". Cadılar meclisinin (sonunda Amerika'nın kazanacağı) buradaki önderlik mücadelesi dış dünyanın siyasi ikliminin bir izdüşümü elbette. Bölünmüş Berlin hem tarihsel bir arka plan hem de bir makrokozmos olarak işlev görüyor. Savaş sonrası Almanyasının toplumsal çalkantısı yeryüzünün gördüğü en korkunç insanlık suçunun ebedi gölgesi altında karanlık, gözyaşı ve iç çekişlerle yoğruluyor. Kederi paylaştıkları gibi sanrıyı da paylaşıyor insanlar. Madame Blanc geceleri Susie'ye uykusunda eşlik etmek üzere cadıların rüyalarını gönderiyor. Bir usta çırağını yetiştiriyor. Bu anlamda cadılığın organize dinden, veyahut Nazi Almanya'sının ülkeyi cehennemin dibine iten ulusal sosyalizm hareketinden bir farkı yok. İnsanlığın siyasi tarihi gruplaşarak ayakta kalanları ve sürüden ayrılarak yem olanları yazıyor. Cadılık da bir gruplaşma özünde. Yeni Suspiria'da onun aleni bir kadın hareketi boyutu da var. Kumpanya bir kadının ekonomik olarak kendine yetmesini özellikle gözetirken, genç ve yaşlı kızlara başlarını sokacak bir yuva sağlıyor. Burada dans figürlerinin ritmik fizikselliğindeki hareket, Madame Blanc'in vurgusunu da hatırlayalım, sosyal bir hareket artık. Alabildiğine ideolojik, ve kendi varlığını sürdürmek istiyor. Bir cadının ölümsüzlük idealini devam ettirmek için genç bedenler arayışı bir ideolojinin kendine hizmet edecek dinç zihinler arayışından farksız. Yeni Suspiria'nın meselesini kanlı ve sancılı bir jenerasyon değişimi olarak kavramsallaştırması da manidar. Toplumsal ile bireysel arasındaki geçiş böyle sağlanıyor. Helena Markos ile Madame Blanc'ın mücadelesi, Susie Bannion ile annesinin ilişkisini zehirliyor. Anneden incitici bir kopuşla gelen bireylik... Fakat bir şey daha var, Guadagnino'nun Suspiria'sına müthiş bir duygusal entelekt kazandıran bir katman daha: Annenin kızını yeryüzündeki yegâne günahı olarak yaftalayışı. Çerçevelenip duvara asılmış bir özlü söz kadraja giriyor: "Anneler herkesin yerine geçebilir ama kimse bir annenin yerini tutamaz". Yaşam veren engin tanrısallıklarıyla yeryüzünün ve âlemlerin biricik kaideleri anneler, kötülüğün de anaları oluyorlar aynı zamanda. İşte o kötülüğün komple bir tecrübe olarak yaşantının ta kendisi olduğunu iddia ediyor Suspiria. İnsanlık tarihinin en "suçsuz" yaşamlarının bile kötülük felsefesinin mirası olduğuna inanıyor. Doğum bir leke. Günah kaçınılmaz. Ve Suspiria cadılığın müthiş tahtına, final için sakladığı kan revan ritüelde rakiplerini katlederken değil, bir insanoğlunun karşısına geçip ona onun karanlık tarihinin huzurunda efsunlu bir ikna edicilikle suçluluk hissine ve utanca ihtiyacımız var derken oturuyor. Kötülüğün devamı için bundan daha etkili bir telkin olamaz. İnsanı suça iten, suçluluk hissinden ve utançtan başka bir şey değil ki onlar işlenmiş suçların hakiki kefaretleri olsun.
Suspiria'da yönetmen Luca Guadagnino ve senarist David Kajganich klasiği yeniden çevirmiyor, onu yeniden açıyorlar. Göğüs kafesini sıyırıp onun kalbine ulaşırlarken, nüshaların orijinallerini yaşatışlarının en anlamlı bir örneğini veriyorlar. Onu diriltmek üzere öldürerek. Kanını çekerek. Akademik bir metinsellik uğruna rengini ve ışığını söndürerek. Yorum sanatıyla ona dair "bütün güzelliklerin burnunu kırarak". Bu uğurda yer yer kuru ve kitabi kalmak pahasına. Klasiğin mantıkla ele geçmeyen sezgisel fantazyasının yerine tamamen ussal bir momentum yerleştiriyorlar ki onun gaip ile yetinen vizyoner cüretinin değeri daha da anlaşılsın. Argento'nun filmi rüyalar ve onların her zaman çok daha güzel ve cazibeli kız kardeşleri olagelmiş kabûsların seviye seviye ama hep aydınlık oluşuyla ilgilenirken, Guadagnino'nun filmi uyanık, gözlerini açtığı gerçekliğin kesif karanlığıyla yüzleşiyor. Argento'nun Suspiria'sı ketum avangartlığıyla ne kadar Madame Blanc ise Guadagnino'nunki cadılık kültünü tarihsel çağrışımları içinde değerlendirme hevesindeki anacı otoritesi ve hayat suyu kurudu kuruyacak kavruk bir et yığını görüntüsüyle o kadar Helena Markos.
Yıl: 2018
Yönetmen: Luca Guadagnino
Senaryo: Dario Argento, Daria Nicolodi (karakterler, orijinal senaryo), David Kajganich (uyarlama)
Süre: 152 dk
Oyuncular: Dakota Johnson, Tilda Swinton, Angela Winkler, Mia Goth, Ingrid Caven, Elena Fokina, Alek Wek, Chloë Grace Moretz

 1 yorum

  1. Genelde "yeniden çevrim" olarak yazılıyor ama yazından anladığım kadarıyla karakterlere sadık kalınarak başka bir film yapılmış.

    Filmi merak ediyorum etmesine ama Dakota Johnson adını görünce nasıl dayanırım 1 saat diyorum maalesef.

    YanıtlaSil