The House That Jack Built

The House That Jack Built
2011'de Altın Palmiye için yarışan filminin basın toplantısında yaptığı Hitler sempatizanı açıklamalar yüzünden Cannes Film Festival'ince persona non grata ilan edilen Lars von Trier yedi yıllık aforozun ardından yeni filmiyle müdavimi olduğu festival sahnesine yeniden kavuştu. Yönetmenin The House That Jack Built'te bir seri katilin profilini çıkarırken aslında kendisiyle ve sanatıyla hesaplaşıyor oluşu festival direktörünü bu geri dönüş için ikna etmiş olsa gerek. Sanatçıyı kılı kırk yaran zorlantılar içinde bir mühendis, bir mimar ama esasen bir cani olarak tasarlayan The House That Jack Built bir eser vermenin meşakkatini kan, ter ve ardı arkası kesilmeyen vahşi cinayetlerle çağrıştırmak istiyor. Sanat ve felsefe tarihine referanslar ve eklektik düşünsel çıkarımlarla Nymphomaniac'taki teorisyen üslubunu burada da sürdüren aykırı yönetmen, yaratıcılığın şiddete ve tahribata olan eğilimini vurgularken sinemasının saldırı ve yıkım iptilasını da ussallaştırarak gerekçelendirme hevesinde. Estetiğini başkalarının eserlerinin parlak fikirlerini bağlamlarından koparmak suretiyle kuran bir kolaj ustası için uzuv kesmenin hastalıklı çekiciliğini kabul etmek zor olmasa da burada hiçbir şeyin dikiş tutturamadığını söylemem gerek. The House That Jack Built'in psikolojik kompozisyonunun ne psiko ne de lojik hattı işler durumda. Filmdeki bariz kişisel kavga içgözlemsel birtakım itiraflardan çok bir deli saçması gibi algılanıyor. Sanatçının bir seri katil olarak ruhsal çözümlemesi fena hâlde kabataslak ve uydurmasyon, ilham kaynaklarına yapılan bilgiç göndermeler ve derin okumalar ise bir o kadar yama ve yersiz. Bir tek, fonun negatifindeki karanlık ışığın şeytansılığı bahsi ürkütücü anlağıyla kayda değer ama o da ufak bir parçası olduğu bu karavana içinde anlamsızca harcanıp gidiyor. Sonuç olarak, Lars von Trier, Dante'si de Virgil'i de kendi olduğu bu ego tripli, İlahi Komedya anıştırmalı (cürete gel) cehennem turunda kariyerinin en çelimsiz, en derme çatma provokasyonu ile karşımızda. Kendini değilse bile filmlerinin entelektüel diskurlarını değerli bulduğum bir yönetmeni bu kadar acınası bir hâlde görmek The House That Jack Built'in bende yarattığı yegâne şok. Adamın prodüksiyon sürecinde anksiyete ve alkolizm problemleriyle boğuşmuş olmasının da etkisi vardır muhakkak ama yine de bu mıymıntılığı bir sinema filmi olarak sunmasını affetmem mümkün değil.
Yıl: 2018
Yönetmen: Lars von Trier
Senaryo: Jenle Hallund, Lars von Trier
Süre: 155 dk
Oyuncular: Matt Dillon, Bruno Ganz, Uma Thurman, Siobhan Fallon Hogan, Sofie Gråbøl, Riley Keough, Jeremy Davies, Ed Speleers

 Yorum Gönder