Widows

Widows
İlk iki uzun metrajı Hunger ve Shame'de tutturduğu kendine özgü asi estetik ile bağımsız sinema çevresinin övgülerine mazhar olan, ardından 12 Years a Slave ile Oscar zaferi yaşayarak Hollywood'dan da aferini koparan Steve McQueen yeni filmi ile bu sefer sinemasının gişe potansiyelini ölçüyor. 1980lerin aynı isimli televizyon dizisini günümüz ABD'sinin sosyal iklimine uyarlayan Widows'da yönetmen orijinal eserin içeriğini de gözeterek, Gone Girl ve Sharp Objects gibi kendi suç romanlarının senaryolarıyla sükse yapan Gillian Flynn ile birlikte çalışmış. Bir silahlı soygun kovalamacasında ölü ele geçen eşlerinin arkalarında bıraktıkları borç batağı yüzünden bir araya gelen dulların nihai bir vurgun ile hem çete tehditlerini hem de ekonomik kısıtlarını savuşturarak düzlüğe çıkma çabalarını anlatan Widows yerel seçim arifesinde bir Chicago'dan boğazına kadar yolsuzluğa gömülü bir Amerika portresi çıkarıyor. Enteresan bir film bu. Kurmacası olay örgüsü bakımından pek bir numarasız esasen. Fakat o, bu açığı sıkı çalışılmış politik gündeminin fark yaratan zifirî karamsarlığıyla örterken, filmimsi bir aksiyon gerilimin değil sağlam bir sinir bozukluğunun kent manzarası olmayı başarıyor. Daha büyük bir soyguna işaret ediyor aslında, onun yerine size ne göstersek yanında sönük kalır dercesine. İnsandan gelecek iyiliğe olan inancını yitirmiş bir kere Widows. Toplumsal adaletten ümidini keseli çok olmuş. Haksız değil. Örgütlü suçlarla dirsek temasında gözlerini para ve mevki bürümüş aşağılık siyasetçilerin, ceplerini doldurmaktan başka bir şey düşünmeyen itoğluit kodamanların, kan emici komisyonculuğun ve kurumsal çıkar amaçlı imar projelerinin, dolar işaretleri ve boş vaatlerin, hileli seçimlerin, adam kayırma gibi bilumum düzenbazlığın ve pis işin çekip çevirdiği günümüz dünyasında insanlığa hâlâ sevgi beslemek o kadar zor ki. Steve McQueen bu sistemik tehdidi ırkçılık belasıyla beraber işlerken renktaş meslektaşlarının düştüğü bir tuzağa düşmeyişiyle ayrıca alkış hak etmekte. Hollywood'da yükselişe geçen siyahi kültür gururunun aklı bir karış havadalığına en ufak prim vermiyor Widows. Beyazlar kadar siyahlardan da tiksiniyor. Eşit hak mücadelesinin yolsuzlukta eşit pay sahipliğine doğru gittiği bu düzen zoruna gidiyor onun. Kitlesine vaaz veren siyahi rahibe bir bakıyor önce. Kürsüsünden çığırdığı hak hukuk özgürlük tiratlarıyla nasıl da belagatli. Dininde imanında örnek insan, örnek bir vatandaş, değerli bir halk adamı. Öyle ya, o aynı zamanda koltuk sevdasında bir başka alçak puşt. Nabza göre şerbet veren mübarek bir şerefsiz. Widows'da sevilesi tek bir insan yok. Dişi karakterler de dâhil herkes önemli olan tek şeyin ayakta kalmak olduğu bir statükoda oyunu kural(sızlığ)ına göre oynuyor. McQueen feminizm testini de geçiyor. Peki sevgi için hiç mi şans yok burada? Sevimli mi sevimli bir beyaz Terrier var pekâlâ, türümüzün yitirdiği sevginin bizden başka bir canlıya ithafında. Widows'un siyah beyaz uçlar vurgusu işte asıl burada iş başında. Söz konusu ikilik basit bir ten rengi iması olarak değil sevgiden nasiplenmişlik olarak işleniyor. Öyle ki ne Viola Davis'in teninin sözde karalığı, ne Elizabeth Debicki'ninkinin sözde beyazlığı ne de ikisinin ortak dişiliği insan denen yüz karasını şu veya bu şekilde aklıyor.
Yıl: 2018
Yönetmen: Steve McQueen
Senaryo: Lynda La Plante (TV Serisi), Gillian Flynn, Steve McQueen (uyarlama)
Süre: 129 dk
Oyuncular: Viola Davis, Michelle Rodriguez, Elizabeth Debicki, Liam Neeson, Colin Farrell, Daniel Kaluuya, Brian Tyree Henry, Cynthia Erivo, Robert Duvall, Carrie Coon, Jacki Weaver, Adepero Oduye

 Yorum Gönder