The Golden Glove

The Golden Glove
Hamburg, 1970ler. St. Pauli'nin filme isim veren Zum Goldenen Handschuh barı yolu düşenleri geri çevirmese de esas olarak bölgenin düşkünlerinin, geçkin fahişelerinin, ihtiyar serserilerinin uğrak yeri. Bu bar mütevazı işlekliğini sokağa bakan pencerelerindeki perdeleri gece gündüz kapalı tutmasına borçlu, çünkü barmenin de ifadesiyle insanlar güneşi görünce içki içmiyorlar. Zilzurna müdavimler arasında Almanya'nın meşhur seri katillerinden biri, "bacaklarını kapatan tüm kaltaklara ölüm" düsturlu Fritz Honka da var. Alkolizmle depreşen canavarlığının cinsel iktidarsızlık ve eziklik hıncını eve attığı kadınları aşağılayıp döverek, taciz ederek ve sonunda katlederek çıkaran, doğrayıp tavan arasına sakladığı cesetlerle yıllarca birlikte yaşayan mendebur bir mahluk bu. Daracık çatı katında yine eve attığı yaşlı kadınlardan biriyle, abisini de misafir ettiği bir Schnapps sofrasında tokuşturulan kadehlerden inciler dökülüyor: "İnsanlar üç şey için içerler, unutmak için, eğlenmek için, yahut bir şeyi kutlamak için." Fatih Akın'ın bu yıl Berlinale'de Altın Ayı için yarışan, festival tarihinin gördüğü belki de en çirkin, iğrenç, mide bulandırıcı şey olduğu haklı iddialarıyla yüzleşen ve elbette çokça tartışılan filmi sadece aşağılık, kokuşmuş bir seri katilin tiksindirici, şok edici portresi olmakla kalmıyor güneşin bile yüz çevirdiği savaş sonrası Almanyasının unutmaya içen, hiçliğe bakan, dibe vurmuş insanlığını da bokunda boğuyor. Yok efendim, katiliyle empati kuruyor, ona bir perspektif kazandırıyor, şiddeti stilize ediyor, ucuz ve aşağılık bir sansasyon peşinde gibi çok olumsuz yorum var film hakkında, katılmadığım. Fatih Akın mevzusuna olması gerektiği gibi hiçbir şekilde insancıl yaklaşmıyor, ahlaki bir duruş sergilemek gibi bir derdi olmayışını da kutlamak lazım bence. Burada çerçeveye giren herkesin ve her şeyin payını aldığı gaddar bir lanetleme söz konusu. Bir seri katilin filmi değil, onu da içine alan bir sosyal çevrenin ve kültürün içini dışına çıkaran istifrası bu. Fiziksel olduğu kadar psikolojik bir çürüyüşün, kurtlanmanın resmi. Katile olduğu kadar onu yaratan topluma da bir saldırı. Zifiri karanlık bir mizahtan esirgemeden hem de, çünkü bok kokusunun yön verdiği bu sefil hayatlara kahkahanın da kusmuğun da boğazdan geldiğinin hatırlatılması gerekiyor bir şekilde. Cinayet leş bir şaka kadar hayatın içinde. Fatih Akın'ın bu menfur filmi belki de kariyerinin en sağlam işi. Oyuncu ve sanat yönetiminin kiri şahane. Düşündükçe midem ağzıma geliyor.
Yıl: 2019
Yönetmen: Fatih Akın
Senaryo: Heinz Strunk (roman), Fatih Akın (uyarlama)
Süre: 115 dk
Oyuncular: Jonas Dassler, Margarete Tiesel, Katja Studt, Martina Eitner-Acheampong, Philipp Baltus, Marc Hosemann, Greta Sophie Schmidt

 Yorum Gönder